skip to Main Content
+90 262 332 18 41 kocaeliailedanismanligi@gmail.com
Kocaeli Travma Sonrası Stres Bozukluğu (Tssb)

Kocaeli Travma Sonrası Stres Bozukluğu (Tssb)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞINA BAĞLI

KOCAELİ AİLE DANIŞMA MERKEZİ

 

Kocaeli Travma Sonrası Stres Bozukluğu (Tssb)

 

İletişim Numaralarımız:

Sabit tel        : 0 262/3321841

Cep Tel        :  0 530/7997341

Kocaeli Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), DSM-IV’te, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır yaralanma,
bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden bir durumla karşılaşması, böyle bir duruma tanık olma gibi ağır
travmatik olaylardan sonra ortaya çıkabilen, özgül semptomlarla kendini gösteren bir tablo olarak tanımlanmaktadır. Semptomlar üç aydan kısa sürdüğünde “akut”, daha uzun sürerse “kronik” TSSB adý verilir.
Klinik açıdan önemli bir özellik de travmatik yaşantıdan 6 aydan uzun bir süre sonra ortaya çıkan tiplerdir.
Bunlara, “gecikmeli başlangıçlı” adı verilmektedir. TSSB, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda, literatürde yer almaya başlamıştır. Savaş nevrozu denilen bu tablolarda süreklilik gösteren fizyolojik hiperaktivitenin en belirgin semptom olduğu ise Abraham Kardiner (1941) tarafından ileri sürülmüştür.
KOCAELİ YAYGINLIK
Her bireyin genetik özellikleri, fiziksel yapısı, psikolojik geçmişi ve o durum için motivasyonu, belirli
stresörlerle baş etme düzenekleri farklıdır. Bu nedenle TSSB yaygınlığı farklılık göstermektedir. TSSB, daha çok genç erişkin, bekar, boşanmış, dul, ekonomik yönden zayıf ya da sosyal yönden izole kişilerde görülmektedir. Risk altındaki kişilerde(savaş, çatışma, cinayet ya da doğal afet yaşama gibi) oran %58’e kadar çıkabilmektedir. İnsanların neden olduðu travmaların, doğal felaketlerden daha fazla TSSB oluþturduğu bilinmektedir.
TSSB’nin ortaya çıkmasında travmanın o birey için niteliği, şiddeti, daha önce yaşadığı travmatik olaylar
ve travma sonrası içinde yaşadığı  koşullar belirleyici faktörler olarak dikkati çekmektedir. Çeşitli sınıflamalarda TSSB semptomları farklı şekillerde ele alınmış olmakla birlikte genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:
1. Artmış uyarılmışlık: Artmış uyarılmışlık belirtileri, bireyin travmayla karşılaştığı  sırada yaşadığı ve onu
hayatta tutacak olan yaşantı örneklerinin uzantısı olarak düşünülebilir. Stres karşılığında ilk yanıt olan uyarılmışlık  hali, TSSB’de artmış uyarılmışlık şeklinde  kendini göstermektedir. Belki de bu nedenle TSSB’de en yaygýn görülen belirtilerdir. Uyku düzensizliği, irritabilite ve impulsivite önde gelen belirtilerdir.
Laboratuvar bulguları da klinik belirtileri desteklemektedir. Bunlar arasında taşikardi, yüksek deri
direnci ve EMG tonusu, idrarda 3-metoksi 4-hidroksi fenil glikol (MHPG) fazlalığı, platelet α2 adrenerjik
reseptör sayısı, lenfosit basal siklik adenozin monofosfat ve adenilat siklaz düzeyinin düşüklüğü sayılabilir
Benzer sonuçlara, yaşanan travmaya benzer uyarıların verildiği deneysel ortamlarda ve adrenerjik
stimulasyonla da ulaşılmaktadır. Bu paralellik, adrenerjik sistem ile TSSB ve artmış uyarılmışlık arasındaki ilişkiye işaret etmektedir.
2. Travmatik olayýn tekrar tekrar yaşanması:
Düzlemler; düşünceler, algılar ya da düşler şeklinde
olabileceği gibi dissosiyatif geri dönüþ yaşantıları şeklinde de olabilir. Dissosiyatif geri dönüşler bilinç
bozukluğu olmaksızın travmatik olayın yeniden ve canlı olarak yaşanmasıdır. %8-13 oranýnda görülmektedir. Bu yaşantılar hemen her zaman geçmişteki travmayla doğrudan ya da dolaylı, tümüyle ya da bir parçayla ilişkilidir.
3. Heyecansal sinirlilik  ve kaçınma: Heyecansal sinirlilik, hastaların kendilerini kontrol etmedeki
güçlüğün farkında oluşları sonucu enerjilerini  dış dünyadan çekerek kendilerine yöneltmeleri, bunun da
bireysel doyumluluğu sınırlamasıyla gelişen  bir tablo olduğu düþünülmektedir. Heyecansal sinirlilik ve
kaçınma ile başedebilmek için ergenlerde saldırgan davranılar ve madde kötüye kullanımı  görülebilmektedir.
Kaçınma, dış dünya ile ilişkideki yordanamaz tepki kalıpları , gerginlik, duygusal sinirlilikler nedeniyle
hem savunma, hem de dış dünyaya katılamamanın getirdiği bir uzaklaşma, çekilme şeklinde kendini göstermektedir. Zamanla nöromodülasyonda oluşan düzensizlik sonucu algı, bellek, bilgi işlemede organizasyon bozulmakta, TSSB olan hasta, uyaranları ayrıştırıp tanımlamadan bir yanıt oluşturmaktadır. Uyaran karşısında oluşan bu yanıtlar, sadece geçmiş yaşantıların belirlediği doğrultuda oluşmakta, uyarı karşısında, korku, anksiyete, kızgınlık, panik yaşanmakta, dona kalmadan saldırmaya kadar değişen bir spektrumda, yordanamaz bir biçimde ortaya çıkmakta ve TSSB kliniğinde önemli bir semptom kümesini oluşturmaktadır. Bazý durumlarda TSSB’ye neden olan psikolojik travmaya fiziksel travma da eþlik edebilmekte, fiziksel
aşırı, deformite ve sakatlık korkusu da eklenmektedir. Bu durum hastalığın gelişme riskini daha da arttırmaktadır.
TSSB’de 2 yıllık izleme çalışmasýnda: 1. ayda; irkilme (%27), iritabilite (%18), uyku bozukluðu (%16), 6.
ayda; iritabilite (%40), travmatik olayın tekrar tekrar yaşanması (%31), irkilme (%27), uyku bozukluðu
(%21), konsantrasyonda azalma (%21), 2. yılda ise; travmatik olayın tekrar tekrar yaşanması (%31), irkilme (%26), uyku bozukluðu (%26), iritabilite (%24) olarak bulunmuştur. Hastalarda, artmış uyarılmışlık
belirtilerinin (irritabilite, irkilme, uyku bozukluğu, konsantrasyonda azalmanın) daha yaygın olduğu
dikkati çekmektedir.

Yaşlı TSSB grubu 60 yaş ve üzeri olup, yaş ortalaması 64.13 (SS=4.162)’tü. Genel yaş ortalaması 49.9 (SS=14,943) bulundu. Kontrol grubu olan erişkin TSSB grubu  18-55 yaşları arasında olup, yaş ortalamas ı 39,1 (SS=10,279)’di. Yaşlı grubun % 59’u  kadın, % 41’i erkekti. Eri şkin grubun % 68.6’s ı  kadın, % 31.4’ü
erkekti. Gruplar aras ında cinsiyet dağılımı açısından istatistik anlamlı farklılık saptanmadı (p=0.346).Toplam 90 kişilik grubun 62’sinde halen aktif TSSB vardı . TSSB başlangıcı açısından yaşlı ve erişkin grup aras ında anlamlı fark yoktu. Yaşlı grubun % 51,3, erişkin grubun % 47,1’i  ilkokul, yaşlı grubun % 23,1 ‘i , erişkin grubun % 35,3’ü  orta-lise, yaşlı grubun % 5,1 , erişkin grubun % 15,7’si  yüksek okul mezunuydu. Yaşlıların % 20,5’i, erişkinlerin % 2’sinin        eğitimi yoktu. Yaşlıların % 76,9’u, erişkinlerin % 78,4’ü evliydi. Yaşlıların % 17,9’unun, erişkinlerin % 2’sinin eşi vefat etmişti. Yaşlılarda hiç evlenmemiş oranı 0 iken, erişkinde % 17,6’ydı . Örneklemdeki toplam 90 kişinin 74’ü Avcı lar’da 16’ s ı Kocaeli’de oturmaktaydı.

Oturulan bölgelerin dağılımı açısından yaş lı ve erişkin grup aras ında anlamlı bir farklılık bulunmuyordu. Yaşlı grupta % 20.5 , eri şkin grupta % 47.1 oranında ailede psikiyatrik yüklülük saptandı. Erişkinde aile yüklülüğü öyküsü yaşlıya göre anlamlı olarak yüksekti (p=0.01). SCID-I kullan ılarak yapılan değerlendirmede yaşlıların % 61,5’inde,
erişkinlerin % 47,1 ‘inde eş tanı saptanmadı . Yaşlıların % 23.1’i , erişkinlerin % 31,4’ünde
afektif bozukluklar (majör depresyon ya dadistimi), yaşlıların % 12,8’inde , eri şkinlerin %
15,7’sinde anksiyete ve somatizasyon bozukluklara, yaşlıların % 2,6’sında, eri şkinlerin %
5,9’unda alkol ve di ğer psikoaktif madde kullanım bozuklukları saptandı . Örneklemin günümüzdeki SCID-I tan ılarını n dağılımı Tablo 1 ‘de görülmektedir.
Gruplar arasında eş tanı sal dağılım açısından ileri derecede anlamlı farklılık saptand ı (Tablo 2). Erişkin
grupta, eş tanı ya daha yüksek oranda rastlandı

KOCAELİ RUHSAL TRAVMALARDAN SONRA GÖRÜLEN SORUNLAR


Ruhsal Travma Nedir?

Kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan, çoğu kez olağandışı ve beklenmedik olayların yolaçtığı etkilere ruhsal travma diyoruz. İnsan hayatında sıkıntı ve üzüntü yaratan pek çok olay olur, ancak bunların tümü ruhsal travma yaratmaz.

Olay:
korku, dehşet veya çaresizlik hissi yaratmışsa,
Olayda:
kişinin kendisinin veya yakınının ölüm veya yaralanma tehlikesi varsa

ruhsal travma olarak adlandırılır.

Bu tanımlamaya göre ileri yaşta bir yakınımızın yıllarca süren bir hastalık sonrasında ölümünün ruhsal travmaya yol açma ihtimali daha düşük iken, insanın bir yakınını beklenmedik biçimde –örneğin trafik kazasında- kaybetmesi daha fazla travmatik etki yapar.

Hangi Olaylar Ruhsal Travmaya Yol açar?

Ruhsal sorunlara yol açtığı bilinen travma türleri şöyle sıralanabilir:

* Doğal afetler (deprem, sel, yangın)
* İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz)
* Kazalar (iş, trafik)
* Beklenmedik ölümler
* Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma

Toplumda ruhsal travmalara yol açan olaylar (savaş, kazalar, tecavüz, saldırılar, afetler) çok yaygındır

Toplum içinde ruhsal travmaya yol açan olaylar çok yaygındır. Araştırmalar her iki kişiden birinin bu tür olaylarla hayatında en az bir kere karşılaştığını gösteriyor. Ruhsal travmayla karşılaşma şansı herkes için eşit değildir. Suç oranının yüksek olduğu yerlerde yaşayanlar, başka ruhsal hastalığı veya alkol-madde bağımlılığı olanlar, askerler, polisler, itfaiye personeli olanlar korkutucu olaylarla daha sık karşılaşırlar.

Ruhsal travmalardan sonra en sık görülen iki hastalık: depresyon ve travma sonrası stres hastalığı

Kişiyi çok korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik duyguları yaratan olayların uzun süren ruhsal sorunlara yol açtığı biliniyor. Ruhsal travmalardan sonra sık görülen rahatsızlıklardan biri depresyondur. Depresyonun en sık görülen belirtileri isteksizlik, halsizlik, moral bozukluğu, uyku ve iştah bozukluğu ve hayattan zevk alamamadır. Depresyon ruhsal travmadan sonra ilk kez ortaya çıkabileceği gibi, daha önce depresyon geçirmiş kişilerde depresyonun tekrarlaması şeklinde de görülebilir.

Travma sonrası stres hastalığında ise:

  • uykusuzluk,
  • kabuslar,
  • olayla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması,
  • sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu nedenle diken üstünde hissetme,
  • kolay irkilme,
  • çabuk sinirlenme,
  • gelecekle ilgili plan yapamama,
  • yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi),
  • olayı hatırlatan durumlarda huzursuz olma ve bu durumlardan kaçınma görülür

Bu belirtiler çoğu kişide travmayı izleyen günlerde görülür ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden düzelir, ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Şu anda 80 yaşın üstünde olan 2. dünya savaşı gazilerinde hala bu hastalığın izlerini taşıyanlar vardır. Belirtiler bazen travmatik olay olup bittikten aylarca sonra başlayabilir.

Birinci dünya savaşından sonra tanınmaya başlayan bu hastalık, özellikle Vietnam’dan dönen Amerikalı askerlerde görülen travmatik stres belirtilerinin ayrıntılı biçimde araştırılması ve birçok kitaba, filme konu olması nedeniyle tüm dünyada daha iyi bilinir hale gelmiştir.

Travma Sonrası Stres Hastalığı görülen pek çok kişide aynı anda başka ruhsal rahatsızlıklar da görülür. TSSH ile birlikte en sık görülen hastalık depresyondur. Depresyon dışında çeşitli anksiyete (bunaltı) bozuklukları, aşırı alkol veya madde kullanımı da görülebilir. Daha önceden ruhsal hastalık geçirmiş kişilerde travma sonrasında o hastalıkların yeniden ortaya çıkma riski fazladır. TSSH dışında ikinci bir ruhsal hastalık varsa, hem kişinin yaşadığı sıkıntı ve işgücü kaybı artar, hem de daha yoğun ve daha uzun süreli tedavi gerektirir.

Travma sonrası stres hastalığı uzun yıllar sürebilen ve ciddi işgücü kaybına yol açabilen bir hastalıktır.

Toplumda ruhsal travma yaşayan pek çok kişi olmasına rağmen ancak bir kısmı (örneğin depremi yaşayanlarda %20’si) travma sonrası stres hastalığına yakalanır. Bu da bazı kişilerde hastalığa bir yatkınlık olabileceğini, ya da bazılarının hastalığa karşı daha dayanıklı olduğunu düşündürür. Ruhsal travmalardan sonra kimlerin hastalanacağını veya kimlerin uzun süre hasta olarak kalacağını önceden bilmek kişi ve ailesi için olduğu kadar toplum için de önemlidir. Özellikle deprem gibi felaketlerden etkilenen kişi sayısının milyonlarla ifade edilmesi konunun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.    Yapılan araştırmalar kadınların erkeklere oranla ruhsal travmalardan sonra TSSH’na daha sık yakalandığını gösteriyor: travmanın türü ne olursa olsun, kadınlarda TSSH erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülüyor. Geçmişte başka ruhsal travma yaşayanlar, daha önce ruhsal hastalık geçirmiş olanlar veya yakınlarında ruhsal hastalık bulunan kişilerin TSSH’na yakalanma ihtimali daha fazladır.

Kadınlar, geçmişte ruhsal travma yaşayanlar, başka ruhsal veya bedensel hastalığı olanlar ve travmayı daha şiddetli yaşayanlar daha fazla risk altındadır.

Ruhsal travma ne kadar şiddetli yaşanmış ise ruhsal etkiler de o kadar fazla ve uzun süreli olur. Örneğin depremde enkaz altında kalanlar kalmayanlara göre, yakınını kaybedenler kaybetmeyenlere göre, evi hasar görenler görmeyenlere göre daha fazla ruhsal sorun yaşarlar. Bunun dışında travma sırasında yaşanan korkunun derecesi de önemlidir: örneğin deprem anında çok fazla korktuklarını, hiçbir şey düşünemeyip donup kaldıklarını söyleyenler arasında TSSH oranları daha yüksektir.

Kaçınma ya da unutmaya çalışma travmanın etkilerini azaltmıyor

Travma sonrasında kişinin olayın etkileriyle başa çıkmak için kullandığı yöntemlerin de sonuçları etkileyebileceği düşünülüyor. Olay olmamış gibi davranan, unutmaya çalışanlarda hastalığın iyileşmesi daha fazla gecikirken, sorunlar için yardım arayan, sorunlarını başkalarıyla paylaşan, hakkını arayan kişiler daha çabuk iyileşiyor. Kişinin elde edebildiği sosyal destek de travma sonrasında iyileşmeye olumlu etkide bulunuyor. Sosyal destek az ise özellikle depresyon belirtileri daha fazla hissediliyor.

Zaman travmanın etkilerini tamamen ortadan kaldırmıyor

Yapılan çalışmalar travmalardan sonraki ilk günlerde olayı yaşayan kişilerin çoğunun ruhsal olarak etkilendiğini, korktuğunu, kabuslar gördüğünü, ancak bu belirtilerin birçok kişide günler veya haftalar içinde geçtiğini gösteriyor. Ancak etkilenen her 5-6 kişiden birinde belirtilerin düzelmesi çok daha uzun sürebiliyor, bazen ise yıllarca devam edebiliyor. Bu nedenle “zaman herşeyin ilacıdır” sözü herkes için geçerli değil.

Travma Sonrası Stres Hastalığı Belirtileri:

Yeniden yaşama (hatırlama): Travma yaşayan kişide olaydan sonra olayla ilgili anıların zihnine gelmesi sık görülür. Olayla ilgili görüntüler (örneğin ceset görüntüleri), sesler (yardım isteyenlerin haykırışları) onları düşünmek istemediğinde veya aklına getirecek bir durum olmadığı halde bile kişinin zihnine gelebilir. Bu anıların canlanması kişiyi genellikle çok rahatsız eder ve iç sıkıntısı, çarpıntı, terleme, titreme, nefes alamama gibi bunaltı belirtilerine yol açar. Bazen de kişi olayı gerçekten yaşıyor gibi olur. Gerçekte bir sarsıntı olmadığı halde yer sallanıyor gibi hissetme, uyanıkken travma anıyla ilgili hayaller görme buna örnektir. Kişi bu durumu öylesine gerçekçi yaşar ki, ona uygun davranabilir: örneğin gördüğü hayallerle konuşabilir, bir tehlike olmadığı halde kaçmaya çalışabilir.

Kaçınma: Kişi olayı hatırlatan yer, durum, konuşma, hatta duygu ve düşüncelerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışır. Olayı hatırlamak büyük bir sıkıntı, acı ve korku hissine yol açtığı için kişi olayı hatırlatan yerlere gitmez, bu konulardan bahsetmez veya konuşulan yerlerden uzak durur. Enkaz altında kalmış bazı kişiler evin enkazının bulunduğu yeri, hatta o şehri ziyaret edemeyebilir, olaydan bahsedemeyebilir.

Travma yaşamış kişilerde bazen olayın ayrıntılarını unutma durumu görülebilir. Genellikle olayın en sıkıntı verici bölümleri unutulur veya çok güçlükle hatırlanır. Bu durum “olayı düşünmek istememek”ten farklıdır ve kişi hatırlamak istediği halde hatırlayamaz.

Ruhsal travmalardan sonra insanlardan uzaklaşma, gelecek beklentisinin kalmaması gibi belirtiler de görülebilir. “Benim yaşadıklarımı kimse anlayamaz” tarzında düşünme sık görülür. Kişiler olayı yaşamamış kişilerden duygusal olarak uzak hissedebilirler, duygularında körelme olur, sevinç ve üzüntü hissedemeyebilirler. Bazen kendilerine yardım etmeye çalışanlara öfke duyabilirler, bazı kişiler sadece aynı travmayı yaşamış kişilerle görüşüp, diğerleriyle ilişkiyi kesebilirler. Gelecekle ilgili plan yapılamadığı için sadece o günü yaşama, aktivitelerde azalma görülebilir.

Aşırı uyarılma: Ruhsal travmadan etkilenmiş kişiler kendilerini diken üstünde, sürekli tetikte hissedebilirler. Her an o olay tekrar olacakmış gibi gelebilir. Davranışlarını bu ihtimali düşünerek şekillendirirler, bu konuda aşırı tedbirli davranırlar. Örneğin istemeden de olsa girdikleri binanın çatlağı var mı, kapısından kolay kaçılabilir mi diye kontrol ederler. Yolda yürürken üstüne devrilmesinden korkup direklere yaklaşmazlar. Tehlikeler konusunda abartılı tedbirler alabilirler.
Aşırı uyarılmanın diğer göstergeleri ani ses ve hareketlerde irkilme veya yerinden sıçramadır. Kapı çarpması, yüksek sesle konuşma, birinin aniden odaya girmesi gibi beklenmedik durumlar kişinin yerinden sıçramasına ve uzunca sürebilen bunaltı belirtilerine (çarpıntı, terleme, titreme, nefes daralması) yol açar.

Özellikle uykuya dalmakta güçlük sık görülür. Travmayla ilgili korkular nedeniyle uykuya dalmak saatler sürebilir, normalde uyandırmayacak seslerle kişi kolayca uyanabilir.

Tedaviler

Travma sonrası stres hastalığının tedavisinde hem ilaçların hem de psikolojik tedavilerin etkili olduğu gösterilmiştir. Travmatik olaydan herkesin aynı oranda etkilenmediği açıktır. Travmayla ilgili az sayıda ruhsal belirtisi olsa da hayatı çok fazla etkilenmemiş birçok insan vardır. Bazı kişiler için ise travmatik stres belirtileri iş ve sosyal hayatı çok ciddi biçimde engelliyor olabilir. Bu nedenle travmanın etkilerinin giderilmesi için herkesin ihtiyacına göre farklı tedavi yaklaşımları planlanmalıdır:

Rahatsızlığın tedavisinin olduğunun bilinmemesi ve kişilerin travmayı hatırlamak istememesi yardım almayı geciktiriyor.

Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere => bilgilendirme

Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere => danışmanlık veya kısa psikolojik tedavi yaklaşımları

Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara => yoğun psikolojik tedaviler, ilaç tedavileri veya hastaneye yatış.

Travma sonrası stres hastalığı depresyonla birlikte ise çoğu kez ilaç tedavisi eklenmelidir.

İlaç tedavileri:
TSSH tedavisinde antidepresan ilaçlar birçok hastalık belirtisini yatıştırmakta yararlı oluyor. Özellikle depresyonla birlikte görüldüğünde TSSB tedavisinde antidepresanlar kullanılması gerekir. Tedaviler doktor kontrolünde sürdürülmeli, doktorun önerdiği tedavinin etkili olabilmesi için önerilen süre ve dozlara uyulmalıdır.

Psikolojik tedaviler:
Psikolojik tedaviler arasında etkili olduğu gösterilen tedavi türü ise bilişsel-davranışçı tedavi adı verilen yöntemdir. Bu tedavide kişinin belirtilerinin sürmesine neden olan hatalı düşüncelerinin sağlıklı düşüncelerle değiştirilmesi amaçlanır. Ayrıca korku nedeniyle kaçındığı durumların üstüne gitmesi sağlanarak bu durumlarda yaşadığı korkunun azaltılması sağlanır. Psikolojik tedaviler bu konuda eğitim ve deneyimi olan psikiyatr ve klinik psikologlar tarafından uygulanır.

Travma Sonrası Stres Hastalığı, kişiye ve ailesine büyük sıkıntı veren, ancak tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Travmalardan etkilenmiş birçok kişi:                                                                                                                                                         1. Yaşadıklarının bir ruhsal rahatsızlık olduğunu bilmediği veya belirtileri kendi güçsüzlüğüne-eksikliğine bağladığı için,                                                                                                                                                                                                  2. sorunların tedavi edilebileceğini bilmediği için,
3. tedavi imkanlarına nasıl ulaşacağını bilmediği için,
4. maddi imkanları olmadığı için
5. sorunlarını konuşmaya utanıp sıkıldığı için veya rahatsız olduğu için….

tedaviye başvurmuyor olabilir

Oysa ki bu sorunların hem psikolojik açıdan hem de ilaçla başarılı biçimde tedavisi mümkündür. Ayrıca pek çok kişi, yardım kitapçıklarını okuyarak veya sorunu yaşamış başkalarından yardım alarak bazı sorunlarının üstesinden gelebilir.

İyileşme önündeki en temel engeller olan:

  • yardım aramaya çekinme,
  • umutsuzluk,
  • olayı hatırlamaktan kaçınma
  • insanlara güvenini kaybetme …
    aynı zamanda hastalığın da temel belirtileridir.

Bu sorunların farkına varıp, yardım aramak sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır. Bu yazı psikiatri.org.tr isimli siteden alınmıştır.

İletişim Numaralarımız:

Sabit No         : 262/3321841

Cep No           : 530/7997341

 

Kocaeli Kariyer Polikliniği Kocaeli Merkezli Bir Bireysel Koçluk – Psikolojik Danışmanlık – Aile Danışmanlığı Merkezi olup, Türkiye’de 14 ilde şubesi ile hizmet vermektedir. Randevu almak için lütfen arayınız.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

× Bizimle İletişime Geçin!
Back To Top