<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Makaleler &#8211; Kocaeli Aile Evlilik Psikoloğu</title>
	<atom:link href="https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/category/makale/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com</link>
	<description>Kocaeli Aile Evlilik Psikoloğu</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 Feb 2021 14:59:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Evlilik ve Uzun Ömürlü Olmasının Sırları</title>
		<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/evlilik-ve-uzun-omurlu-olmasinin-sirlari/</link>
		<comments>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/evlilik-ve-uzun-omurlu-olmasinin-sirlari/#comments_reply</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2021 14:06:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[başiskele psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[çayırova psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[darıca psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[derince psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[dilovası psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik danışmanı]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikdanışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebze psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[gölcük psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[izmit evlilik danışmanı]]></category>
		<category><![CDATA[izmit psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[kandıra psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[karamürsel psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[kartepe psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeliailedanışmamerkezi]]></category>
		<category><![CDATA[körfez psikolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/?p=6230</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde çiftlerin ortak noktalarından birisi de mutlu bir evliliklerinin olmasıdır. Evlilik yaşamları süresince her çiftin kendilerine göre hayal ve istekleri olmaktadır. Evliliklerde çiftlerin kendilerini birbirlerine karşı ne kadar yakın hissettikleri ve ne kadar bağlı oldukları uzun süre boyunca devam etmesindeki&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Günümüzde çiftlerin ortak noktalarından birisi de mutlu bir evliliklerinin olmasıdır. Evlilik yaşamları süresince her çiftin kendilerine göre hayal ve istekleri olmaktadır. Evliliklerde çiftlerin kendilerini birbirlerine karşı ne kadar yakın hissettikleri ve ne kadar bağlı oldukları uzun süre boyunca devam etmesindeki en önemli etkenlerdendir. </span><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Kurulan güçlü iletişim, arada yaşanan anlaşmazlıkların yapıcı bir şekilde çözümlenebilmesi, her iki taraf içinde tatmin edici bir duygusal yakınlığın olması, iyi ve mutlu bir evliliğin temel taşlarındandır. Aynı zamanda maddi olarak gelgitler yaşamayan çiftlerin gelmiş oldukları aileleri ile de olumlu ilişkilerinin olması da evliliklerin uzun ve mutlu bir şekilde sürdürülmesi ile ilişkili olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Olumsuzlukla sonuçlanan evliliklere bakıldığında özellikler erken yaşlarda ( 20 li yaşların başı ya da daha erken yaşlarda) yapılan evlilikler risk unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü erken yaşlarda fiziksel beğeni, aşk gibi etkenlere bağlı olarak evlilik kararı alınabilmektedir ve beğeni ve çekiciliklere dayalı ilişkiler uzun ve mutlu bir evlilik için yeterli olmamaktadır. İleriki yaşlarda yapılan evliliklerde ise kişiler kendilerinin ve bir ilişkiden beklentilerinin daha net bir şekilde farkında olmaları dolayısıyla daha sağlıklı bir şekilde karar verebilmektedirler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Evlilik kararını vermeden önce de iyi düşünmek gerekir. Çünkü tanıştıktan kısa bir süre sonra evlenen kişilere bakıldığında henüz yeterince birbirlerini tanıyamamaktan kaynaklanan sorunlar yaşanabilmekte ve bu da ilişkinin huzurunu bozabilmektedir. </span><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Evlilik ile ilgili çevresel kaynaklı faktörler de üzerimizde etkili olabilmektedir. Örneğin toplumda zıt kutupların birbirlerini çektikleri gibi inanış vardır. Ancak ilgi alanları, değerler, karakter özellikleri, tutumlar gibi etkenler bakımından benzerlik gösteren çiftler daha uzun süreli ve mutlu bir ilişki yaşamaktadırlar. </span><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Evliliğin en önemli kriterlerinden birisi de iyi ve kaliteli bir iletişim kurabilmektir. Sürekli olarak haklı-haksız olanı bulma üzerine yapılan tartışmalar, eleştirel bir şekilde yapılan konuşma şekilleri, olumsuz sıfatlarla yapılan hitaplar maalesef ki çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olmaktadır. O yüzden eşler arasında iyi bir iletişim olmasına dikkat edilmeli ve eşler birbirlerine karşı saygılı olmalıdırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Mutlu bir evlilik sürebilmek için de öncelikle kendimizin de mutlu olmamız gerekir. Çünkü eğer biz mutlu olamazsak ne yaparsak yapalım karşımızdaki kişiye de mutsuzluğumuzu yansıtacak ve paralel olarak karşımızdaki kişi de mutsuz olacaktır. Anlayış, hoşgörü, şefkat, emek, sabır ve fedakarlığa dayalı ilişkilerde çiftler uzun ve mutlu süreli ilişki yaşamaktadırlar. Aynı zamanda eşlerinin fikirlerine saygı gösteren kişilerin ilişkileri de uzun süreli olmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 400; font-size: 20px;">Evliliği monotonluktan kurtarmak için ara sıra yenilikler, sürprizler yapılmalıdır. Karşımızdaki kişiye beklenmedik sürprizler yapmak ilişkiyi canlı tutmaktadır. Evlilik de ‘’biz’’ vurgusu da çok önemlidir. Biz sözcüğü ne kadar çok kullanılırsa karşımızdaki kişinin de bize olan güveni artacaktır. </span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://kocaeliailedanismanligi.com/service/evlilik-danismanligi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;">Evlilik Danışmanlığı Hakkında Detaylı Bilgi İçin Tıklayın.</span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://istanbulegitimsertifika.com/?s=aile&amp;post_type=product" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;">Aile İle İlgili Eğitimler Hakkında Detaylı Bilgi İçin Tıklayın. </span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/evlilik-ve-uzun-omurlu-olmasinin-sirlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınav Kaygısı Nedir?</title>
		<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/sinav-kaygisi-nedir/</link>
		<comments>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/sinav-kaygisi-nedir/#comments_reply</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Apr 2019 09:34:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/?p=5869</guid>
		<description><![CDATA[KOCAELİ STRES HAYATIMIZI  NASIL ETKİLER? Sınav Kaygısı Nedir? Belirtileri Nelerdir? Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edilir? Sınav kaygısı, öğrencinin sınavda başarısız olma korkusunun strese yol açması sonucunda ortaya çıkan fiziksel belirtilerle duyduğu kontrol edilemeyen ileri derece kaygı düzeyidir. Sınav durumlarıyla doğrudan&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="wpb_text_column wpb_content_element vc_custom_1554555372120">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>KOCAELİ STRES HAYATIMIZI  NASIL ETKİLER?</strong></p>
<p>Sınav Kaygısı Nedir? Belirtileri Nelerdir? Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edilir?<br />
Sınav kaygısı, öğrencinin sınavda başarısız olma korkusunun strese yol açması<br />
sonucunda ortaya çıkan fiziksel belirtilerle duyduğu kontrol edilemeyen ileri derece kaygı düzeyidir. Sınav durumlarıyla doğrudan ilişkili olan bir kaygıdır. Bilgilerin (önceden öğrenilen) sınav sırasında en etkili bir biçimde ortaya konmasına ket vuran ve başarılı olmaya engel olan yoğun endişe durumu olarak tanımlanabilir. Bu yoğun endişe durumu ise, kişinin sınava<br />
yüklediği anlam, zihinde muhtemel oluşturulan imaj, sınav sonrasına ilişkin kazanım ya da kaybedişlere verilen önemle etkilidir. Burada beyinde stres hormonunun salgılanmasıyla oluşan adrenalinin etkisiyle öğrencide bilgilerini hatırlayamaması söz konusudur. Bu kaygı, kişinin sınava yeterli şekilde hazırlanmasına ve başarılı olmasına engel olabilir. Bununla beraber panik ve heyecan duygusu oluşur.<br />
<strong>Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir?</strong><br />
<strong>Fiziksel Belirtiler</strong><br />
Kaygı durumunda vücudumuzda bir takım hormonal değişiklikler meydana gelir. Bu değişimle birlikte kaygının düzeyine göre vücudumuzda fizyolojik değişimler hissederiz.<br />
Örneğin;<br />
Kalp atışında hızlanma<br />
Nefes almada güçlük çekme<br />
Nefes alış verişinin hızlanması<br />
Mide bulantısı<br />
İshal<br />
Sık sık idrara çıkma<br />
Ellerde ve ayakta titreme<br />
Uyuşma<br />
Karıncalanma<br />
Soğuk ve nemli eller<br />
Terleme<br />
Üşüme<br />
Yüz kızarması<br />
Kaslarda gerginlik<br />
Göz kararması<br />
Baş dönmesi<br />
Baş ağrısı<br />
Uykusuzluk<br />
Halsizlik vb<br />
<strong>Zihinsel Belirtiler</strong><br />
Dikkati toplama da güçlük<br />
Unutkanlık düşüncelerini<br />
Organize etmede zorlanma<br />
Odaklanma problemleri<br />
Okuduğunu anlamada güçlük gibi belirtilerin yanı sıra<br />
Felaket yorumları içeren düşünce ve inançlarda sınav kaygısının belirtilerindendir.<br />
Sınav kaygısı olan öğrenciler sıklıkla;<br />
“Ne yaparsam yapayım sınavdan iyi bir derece alamayacağım”<br />
“Bu sınavda hata yapmamalıyım eğer hata yaparsam, ben değersiz ve başarısız<br />
biriyim demektir”.</p>
<p>“Eminim herkes sınavı kolay bulmuştur. Benden daha iyi sonuç alacaklar”<br />
“Ailemi ve çevremi hayal kırıklığına uğratacağım”<br />
“ Benim için harcanan emeklerin hepsi boşa gidecek”<br />
“Herkese rezil olacağım”<br />
“Sınav sırasında bildiğim her şeyi unutabilirim” şeklindeki kalıp inançlara ve<br />
düşüncelere sahip olurlar.<br />
<strong>Duygusal Belirtiler</strong><br />
Kaygının miktarına bağlı olarak sınav öncesi, sınav günü ya da sınav anında bir takım duygusal belirtiler ortaya çıkabilir.<br />
Örneğin,<br />
Huzursuzluk<br />
Sinirlilik<br />
Gerginlik<br />
Kontrolünü kaybetme<br />
Korku ( sorular zor gözüküyor ya yapamazsam, başarılı olamazsam istemediğim bir yerde eğitime devam edeceğim),<br />
Endişe<br />
Panik ( Zaman daralıyor ya soruları yetiştiremezsem, Herkes soruları çözüyor ben<br />
çözemiyorum)<br />
Heyecan<br />
Güvensizlik<br />
Duyguları kaygı durumunda görülen belirtiler arasındadır.<br />
<strong>Davranışsal Belirtiler</strong><br />
Kaçma (ders çalışmayı bırakma) ya da mkaçınma ( Ders çalışmayı erteleme) gibi davranışsal belirtiler sınav kaygısı yaşayan<br />
öğrencilerde gözlenmektedir.<br />
Sosyal Belirtiler<br />
Aile ve arkadaşlardan uzaklaşmak<br />
Yalnız kalmayı istemek<br />
Sosyal geri çekilme ya da aşırı sosyalleşerek ders çalışmayı ertelemek gibi davranışsal belirtilerde sınav kaygısı olan öğrencilerde sıkça görülmektedir.</p>
<p>Kaygıya neden olan düşünceler;<br />
Sınav kaygısı yüksek bireylerde gözlenen belki de en önemli düşünce yanlışlığı, sınavların bilgi ve becerinin test edilmesinin ötesinde kişiliğin sınanması olduğuna inanmaktadır. Oysa bir sınav sonucuna, bütün bir kişilik değeri atfetmek yerine, bütünün parçalarından birindeki bir aksama diye bakabilmek, sınav kaygısını önemli ölçüde azaltacaktır.<br />
Performans kaygılı kişilerin irrasyonel düşünce kalıplarından birisi de, “Daha önce başarısız isem, şimdi de başarısız olacağım.” şeklindeki düşünceleridir. Bunun gerçekçi bir çözümü, bilgi eksikliklerini görüp bu eksikliklerin giderebilmesidir.</p>
<p>Sıklıkla rastlanan bir başka düşünsel tepki de, sınanmadaki başarısızlığın, öncelikle önemli sayılan kişilerin gözünde değer ve sevgi kaybı anlamına geldiğidir. Başkalarının gözünden düşme, geleceğin mahvolması, başkalarının üzüntülerine neden olma, dışlanma korkuları. Tüm bunlar zaman geçtikçe birer yanılgıya dönüşmektedir. Gençler anne baba sevgisinin bir ön koşulu olmadığını bilmeliler.</p>
<p>Kaygılı bireylerin düşünce hatalarından biri de, kendilerini başkalarıyla bir kıyaslamaya tabi tutmaları veya çevrenin bu noktadaki eğilimlerdir. Ancak her kişiliğin öne çıkan ve değerli olan özellikleri vardır.</p>
<p>Bir diğer yanlış inanış da “meli, – malı” lama eğilimidir. Başarmalıyım, kazanmalıyım, onları memnun etmeliyim, hata yapmamalıyım vb. düşünce stiline sahip olmak ta kaygıyı yükseltmektedir. Hayat bununla daha da zorlaşmaktadır.<br />
Kaygının sebebi hazır olmama ise bunun için iyi bir hazırlık gerekiyor. Planlı ve programlı çalışma gibi. Bu sınav için geç ama diğer sınavlar için yapılabilir.<br />
Bir öğrenci birçok sebepten dolayı sınava hazır hissetmeyebilir. Bunun nedenini bulmak çok önemlidir.<br />
Sebep utanç ise ailenin çocuğu olduğu gibi kabul etmesi gerekiyor. Aile, çocuğuna daha önce sınav baskısı yaptıysa ve “Sınav kazanmazsan değerin düşer” mesajı verdiyse şu anda çocuğa kendisini iyi hissettirmek için bunun tersini söylemek çok işe yaramaz. Çünkü çocuk bu mesaja inanmakta zorlanır.<br />
Ama aile kendi hatasını kabul edip, çocuğundan özür dilerse ve yeni bir ilişkinin temellerini atarsa o zaman bu konuşma inandırıcı olur ve çocuk rahatlar. Yıllarca çocuğa verilmiş olumsuz mesajların etkisi birden kaybolmaz ama en azından bu konuşma bir başlangıç olur.<br />
Çocuğuna başarı baskısı yapmış bir baba, “Çok haklısınız. Çocuğumu karşıma alıp benim de koyuvermem lazım” dedi. Yani, baba başarı için o kadar kasmış ki kendisi de bu baskıyı bırakmak istiyor.<br />
Kısacası, aile çocuğuna samimi olarak, “Sen, senin sınavından daha çok<br />
değerlisin” mesajı verirse çocuğun sınav kaygısı bitmese de azalacaktır.<br />
<strong>SINAV KAYGISINI AZALTAN FAKTÖRLER</strong><br />
Sınavlara en iyi şekilde, bir plan ve program dahilinde hazırlanmak<br />
Çalışmaları asla ertelememek<br />
Zamanı etkin ve verimli kullanmak<br />
Beklentiyi gerçekçi tutmak<br />
Olumsuz duygu, düşünce ve başarısızlıklardan kurtulmak için alınması gereken tedbirlerdir.<br />
Etkili çalışma<br />
Yaşam tarzı<br />
Gerçekçi düşünce (Gerçek dışı düşünceler yerine)<br />
Dikkatin kullanımı<br />
Kaygı azaltıcı teknikler<br />
Sınav stratejisi belirleme<br />
Düzenli nefes egzersizi<br />
Beden (Vücut,Kas) egzersizi<br />
<strong>SINAVLARDAN ÖNCE;</strong></p>
<p>Çalışma alışkanlıklarınızı ve sınava ilişkin tutumlarınızı gözden geçirerek yeni<br />
bir zihinsel yapılanma yaratmaya çalışın.<br />
Zamanı iyi kullanmayı öğrenin.<br />
Kendinizi rahat hissederseniz sınavlarda panik yaşamazsınız.<br />
Beslenmenize ve uykunuza dikkat edin.<br />
Sınava hazırlanma çalışmalarınızı son geceye ve ya sabaha bırakmayın.<br />
Sınava elinizden geldiğince hazırlanmış olma duygusu, kendinizi rahat<br />
hissetmenizeve kaygınızı azaltmanıza yardımcı olur.<br />
Sınavlardaki tutumunuz ve kendinize ilşikin olumlu bir düşünce yapısı<br />
geliştirmeye çalışın.<br />
Mükemmeliyetçi olmayın.<br />
Beklentilerinizin gerçekçi ve hedeflerinizin ulaşılabilir olmasına dikkat edin.</p>
<p><strong>YARARLI DÜŞÜNCELER</strong><br />
Yapmam gereken nedir?<br />
Yapabildiğimin en iyisini yapmamın bana ne zararı olabilir?<br />
Ne kaybederim?<br />
Yeterli zamanımın olmadığı doğru, ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl<br />
kullanabilirim?<br />
Tüm mataryelleri çalışamasam bile, önemli bölümlere öncelik vererek sınava<br />
hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım.<br />
Hangi sorular sıklıkla soruluyor, onlardan başlamalıyım.<br />
Takıldığım yerler olabilir, bilenlere soracağım ve yardım alacağım.<br />
Diğer öğrenciler kadar iyi olmasam da elimden geleni yaparak ilerlediğimi ve daha iyi olduğumu göstereceğim.,<br />
Diğer öğrenciler de gergin ve telaşlı. Ben de kendimi kontrol edbilir ve başarılı<br />
olabilirim.<br />
Duygularım kontrolüm altında, başarabilirim.<br />
Yaşanan bütün bu duygular kaygıyı arttırır ve bu tür düşüncelerin performansa hiçbir yararı olmaz.<br />
Kaygıyı Kontrol Etmek</p>
<p><strong>Anne – Babalara Öneriler</strong><br />
Sınavın sonucuyla ilgili belirsizliğin olması, genç kadar anne babaların da kaygı yaşamalarına neden olmaktadır. Bu, anne babaların çocuklarının okul ve sınava hazırlanma süreciyle daha fazla ilgilenmelerine ve denetim altında tutmaya çalışmalarına neden olabilir.<br />
Anne babanın çocuğunun başarısını artırmaya yönelik bu çabaları amaçlarının dışında gelişebilir. Gençlerin daha fazla baskı hissetmelerine ve kaygının  artmasına  neden olabilir.<br />
Kaygıyı arttırmasa bile, anne ve babayla  ilişkilerini zorlayabilir.<br />
Sınav döneminde anne babaların çocuklarıyla ilgilenmeleri ve desteklemeleri gerekir.<br />
Ne kadar ilgi ve desteğe ihtiyacı olduğu konusunda çocuğunuz size rehberlik<br />
edecektir. Bunu sözel ya da davranışlarıyla gösterecektir.<br />
Sınavın ve sınava hazırlanmanın sorumluluğunu çocuğunuza bırakmalısınız.<br />
Çocuğunuzun yerine getirmesi gereken sorumlulukları üstlenmemelisiniz.</p>
<p>Sınav öncesinde sınavın sonucunda olabileceklerle ilgili konuşulması sınav sürecine olumlu bir etkiden çok, olumsuz etkisi olabilir. Önemli olanın sınav anında potansiyelini en iyi şekilde kullanabilmesi olduğunu çocuğunuza hatırlatın.<br />
Gelecekle ilgili beklentilerini, hedeflerini sizlerle konuşmak isterse, fikirlerinizi kabul ettirmeye değil mantıklı olarak tartışmaya hazır olun. Onun fikir ve isteklerine değer verdiğinizi belirtin.<br />
Anne baba olarak çocuğunuzla ilgili beklentiniz gerçekçi olmalıdır. Bunun için<br />
çocuğunuzu iyi tanımalı neyi başarıp neyi başaramayacağını bilmeli onu özgün kişiliği içinde değerlendirebilmelisiniz.<br />
Çocuklarınızı hiçbir zaman başkalarıyla kıyaslamayın, her bir bireyin diğerlerinden farklı kişilik ve potansiyele sahip olduğunu unutmayın.<br />
Anne babanın sınavın zor olduğu ve çocuğunuzun kazanamayacağını düşünmesi onun kaygısını artıracak ve potansiyelini kullanmasını engelleyecektir. Anne baba olarak yıkıcı değil yapıcı düşünce içerisinde olmanız çocuğunuza daha fazla yardımcı olmanıza neden olacaktır.<br />
Övgüde de ve eleştiride de aşırıya kaçmayın. Kişiliğe değil davranışa odaklanın<br />
Genelleme yapmayın.<br />
Çocuğunuza güvenin. Davranışlarından ve bunların sonuçlarından kendilerinin sorumlu olduğunu unutmayın, sadece destek olun.<br />
Ona olan sevginizin sadece belirli koşullara bağlı olmadığını, her durum ve koşulda sevip, destekleyeceğinizi davranışlarınız ve sözlerinizle belli edin.<br />
Kaygı bulaşıcı bir duygudur. Anne ve baba olarak çocuklarınızın en yakınındaki temel modellersiniz. Çocuklar sadece DUYDUKLARIYLA değil GÖRDÜKLERİYLE de öğrenirler ve uygularlar. Yapıcı düşünerek kaygınızı kontrol altında tutmaya çalışın.<br />
Sınav döneminde sakin ve huzurlu aile ortamı başarıyı artırabilir. Potansiyelini en iyi şekilde kullanabilmesinde ki payınızı düşünerek ilgi ve desteğinizle çocuğunuzun yanında olun.</p>
<p><strong>Öğrenciye Öneriler</strong><br />
Sınav kaygısını azaltan ya da zihin açıcı ilaçlar önerenler olabilir.  Performansınızı artıracağını düşünerek kullanacağınız ilaç dikkatinizi azaltabilir, uyku hali verebilir.<br />
Dolayısıyla performansınız düşer.  İlaç kullanıp kullanmayacağınıza sadece doktor karar verebilir.<br />
Sınava yakın her zamanki uyku alışkanlıklarınızı değiştirmeden, dinlenebileceğiniz kadar uyuyun.<br />
Alışkın olmadığınız yeni tat ve yiyecekleri en azından son bir hafta denemeyin.<br />
Alışkın olduğunuz şekilde beslenmeye devam edin.<br />
Sınav öncesinde sınava gireceğiniz yeri görün ve nasıl gideceğinizi belirleyin.<br />
Sınav günü gideceğiniz yerin mesafesini düşünerek endişe yaşamadan zamanında sınav yerinde olmaya çalışın.<br />
Öncelikle yarıştığınız kişi kendinizsiniz. UNUTMAYIN !!!! sınav süresini  en iyi şekilde değerlendirmek sizin elinizde.<br />
Yapıcı düşünün hiçbir kaygı belirtisinin sizin performansınızı en iyi şekilde<br />
kullanabilmenize ve dikkatinizi azaltmasına izin vermeyin.<br />
Sınavın sonucuna değil 180 dakika da performansınızı en iyi şekilde kullanabilmek için sorulara odaklanın. Dikkatinizi diğer adaylara, çevrede ki herhangi bir ses ve/veya gürültüye değil kendi<br />
sınav kitapçığınıza, sorulara ve cevap kağıdınıza odaklanın.</p>
<p>UNUTMAYIN Kİ EN DEĞERLİ SİZSİNİZ, SİZİNRUH SAĞLIĞINIZ, BEDEN SAĞLIĞINIZ İYİ OLMAZSA ÇEVRENİZEDE VE AİLENİZE DE İYİ GELEMEZSİNİZ. KENDİNİZİ SEVİN , KENDİNİZİ KORUYUN.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/sinav-kaygisi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres</title>
		<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/stres/</link>
		<comments>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/stres/#comments_reply</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Apr 2019 09:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/?p=5868</guid>
		<description><![CDATA[KOCAELİ STRES HAYATIMIZI  NASIL ETKİLER? Çağımızın en yaygın sorunlarından birisi olan stres, birçok araştırmanın ve çalışmanın da konusunu oluşturuyor. Stresin yol açtığı sorunlarsa sandığımızdan çok daha çeşitli. Stresle baş etmeyi öğrenmek, iş ve özel yaşamınızda olumlu sonuçlara ulaşmanızın anahtarlarından biri.&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="wpb_text_column wpb_content_element vc_custom_1547539121356">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>KOCAELİ STRES HAYATIMIZI  NASIL ETKİLER?</strong></p>
<p>Çağımızın en yaygın sorunlarından birisi olan stres, birçok araştırmanın ve çalışmanın da konusunu oluşturuyor. Stresin yol açtığı sorunlarsa sandığımızdan çok daha çeşitli. Stresle baş etmeyi öğrenmek, iş ve özel yaşamınızda olumlu sonuçlara ulaşmanızın anahtarlarından biri.</p>
<p>Hepimiz zaman zaman kendimizi gergin hissederiz; bu, hayattaki duygusal iniş çıkışların bir parçasıdır. Stresin birçok kaynağı var; çevremizden, vücudumuzdan veya kişisel düşüncelerimizden ve etrafımızdaki dünyaya bakış açımızdan dolayı ortaya çıkıyor olabilir. Sınav dönemleri gibi baskı dönemleri, doğal olarak strese sebep olabilir; ancak bedenimiz, fizyolojik olarak stresle başa çıkmak ve tepki vermek üzere evrimleşmiştir.</p>
<p>Sinir sistemimiz baskı altındayken, vücudumuzda adrenalin, noradrenalin ve kortizol dahil olmak üzere stres hormonları salgılanır. Bu salgılar, karşı karşıya kaldığımız bir tehdit veya tehlike ile baş etmemize yardımcı olmak için bazı fiziksel değişikliklere neden olur. Bu duruma “stres tepkisi”  denir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Stres tepkisi dikkatimizi arttırmaya, motivasyonomuzu yükseltmeye ve görevimize odaklanmamıza yardımcı olduğundan, aslında olumlu bir tepki olarak görülebilir. Genelde üzerimizdeki baskı azaldığında, vücut denge durumuna döner ve tekrar sakinleşmeye başlarız. Fakat sıkça stresli durumlar ya da olumsuz duygular yaşarsak, bu durum başa çıkma kabiliyetimizi zorlarken bazı sorunlar ortaya çıkar. Sinir sisteminin sürekli aktif halde olması (“stres tepkisi” yaşaması) vücudumuzda aşınma ve yıpranmaya sebep olur.Stresin günlük yaşantımız üzerinde birçok olumsuz etkileri bulunmaktadır.</p>
<p>Bu olumsuz etkileri şunlardır.</p>
<p>Kaliteli bir sosyal çevremizin olmasını engellemektedir.</p>
<p>İş ve sosyal yaşantımızı ciddi anlamda olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>İkili ilişkilerde başarısız olmamıza yol açmaktadır.</p>
<p>Kafamızın devamlı olarak karışık olmasına yol açmaktadır.</p>
<p>Aile fertlerinin de olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Genel psikolojimizin bir müddet sonrasında yıpranmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Etkisini uzun süreler devam ettirdiğinde depresyona yakalanmamıza neden olabilmektedir.tresin vücudunuz üzerindeki etkileri, beynimizin çok spesifik bir alanı olan hipotalamus tarafından kontrol edilir. Bu ilginç bölge neredeyse bir radar gibi davranır. Endişe, korku ve endişeyle dolu zihinsel düğümlere çok duyarlıdır. Tüm bu mesajları bir tehdit olarak algılar ve anında, vücudumuza bir uyarı sinyali verir ve kaçmamız gerektiğini söyler.</p>
<p>Bu endişe verici bilgi ile karşı karşıya kalınca, vücudumuzda inanılmaz derecede karmaşık bir yanıt tetiklenir. Başlangıç olarak hipofiz bezi ve adrenal korteks, stres hormonlarını serbest bırakır. Bu hormonlar kortizona çok benzer elementler içerir. En önemli olanı kortizol olan glukokortikoidler olarak adlandırılır.</p>
<p><strong>Solunum ve kalp semptomları</strong></p>
<p>Stres hormonları, hem solunum sistemini hem de kardiyovasküler sistemi doğrudan etkiler. Beynin oksijenden zengin kanı vücudun her tarafına hızlı bir şekilde dağıtma çabasıyla daha hızlı nefes alırız ve böylece tehditlere olabildiğince çabuk tepki verebiliriz. Bu şüphesiz büyük bir risktir, çünkü taşikardi ve hipertansiyona neden olabilir.</p>
<p>Bir başka fenomen de meydana gelir – kan damarları kaslara daha fazla oksijen getirmek için daralır, böylece bu sözde tehditlerden “kaçabiliriz”. Bu, hem kalbimizin hem de beynimizin daha az oksijen ve besin alacağı anlamına gelir.</p>
<p>Sindirim sisteminiz üzerindeki etkiler</p>
<p>Vücudunuzdaki stresin başka bir etkisi de sindirim sistemimizdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>Karın ağrısı</p>
<p>Ülser</p>
<p>Sindirim problemleri</p>
<p>Gastrik reflü</p>
<p>İshal veya kabızlık</p>
<p>Mide bulantısı ve kusma</p>
<p>Stres, daha fazla enerji elde etmek için karaciğeri daha yüksek kan şekeri (glikoz) üretmeye zorlar. Bu diyabet hastaları için daha büyük bir risk oluşturur</p>
<p>Kolit ve bağırsak iltihabı</p>
<p>Obezite veya kilo kaybı</p>
<p>Bu etki insandan insana çok değişebilir. Stresli durumlarla karşılaştıklarında, duygusal isteklerini gidermek için daha çok yemek yiyen ve kalori alımını arttıranlar vardır. Diğer insanlar ise, iştahlarını tamamen kaybedebilirler.</p>
<p>Zayıf bağışıklık sistemi</p>
<p>Stresin vücutlarımız üzerindeki etkileri bağışıklık sistemimizi büyük ölçüde etkileyebilir. Duygusal stres savunmamızı zayıflatır. Eğer onunla düzgün bir şekilde ilgilenmezsek ve uzun süre stres altında kalırsak, bağışıklık sistemimizin tepkisi azalır ve farklı koşullara karşı daha savunmasız olmaya başlarız. Bu koşullar arasında:</p>
<p>Grip ve soğuk algınlığı</p>
<p>Uçuk</p>
<p>Alerjiler</p>
<p>Cilt problemleri</p>
<p>Yaraların ya da yaralanmaların daha yavaş iyileşme süreci.</p>
<p>Araştırmalar, kadınların erkeklere nazaran stresten daha fazla etkilendiğini ortaya koymuştur.</p>
<p>Kadınlarda Stres ve Sağlığa Etkileri</p>
<p>Özellikle regl dönemlerinden önce migren atakları şeklinde görülen baş ağrısı</p>
<p>Özofajiyal kramplar; karın ağrısı ve bazı durumlarda yutkunmada zorluk</p>
<p>Reflü</p>
<p>Saç dökülmesi</p>
<p>Mide bulantısı</p>
<p>Göğüs, boyun ve sırt bölgesinde ağrı</p>
<p>Sık idrara çıkma</p>
<p>Kronik halsizlik</p>
<p>Cinsel istekte azalma</p>
<p>Regl dönemlerinde değişiklikler (âdet döneminin gecikmesi ya da amenore olarak bilinen adet görmeme durumu yaşanabilir).</p>
<p>Panik atak</p>
<p>Uykusuzluk</p>
<p>Bağışlıklık sistemi hastalıkları (kemik erimesi, tip 2 diyabet ve iltihaplı eklem kireçlenmesi)</p>
<p>Kabızlık ve ishal</p>
<p>Cilt problemleri (Cildimiz stresli ya da endişeli olduğumuzda daha da hassaslaşmaktadır. Egzama, cilt lekeleri, göz altında koyu halkalar, cildin ışıltısını kaybetmesi gibi rahatsızlıklar stresli dönemlerde karşılaşılabilecek rahatsızlıklar arasındadır. Bütün bu rahatsızlıklar, üst derideki hücrelerin, stres hormonlarına anında tepki vermesi ve kan damarlarının büzüşmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Stresle Başa Çıkma Yolları</strong></p>
<p>Stresin yaşantımız üzerindeki en büyük etkilerinden biri, hayatımızdan çalmasıdır. Yaşlanmamıza ve ciddi sağlık problemlerine sebep olmaktadır.</p>
<p>Vücudumuz toksinlerle dolar ve günlük hayatımızın temposuna ayak uydurmakta zorluk yaşayabiliriz. Olaylara eskisi kadar güçlü ve canlı bir şekilde tepki veremeyiz.</p>
<p>Durumu kontrol altına almanız gerektiğini hissediyor ama nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, işte size bir kaç çözüm yolu:</p>
<p>Stres kaynağını bulun ve aile, arkadaş ve tıbbi bir uzmanın yardımıyla bu sorunların üstesinden gelmeye çalışın.</p>
<p>Kendinize zaman ayırın. Günde bir saati kendinize ayırmanız yeterlidir. Bu zamanda müzik dinleyebilir, dinlenebilir, yürüyüşe çıkabilirsiniz.</p>
<p>Önceliklerinizi belirleyin ve ruhsal durumunuzu denetleyin. Hayatımızda neyin önemli olduğunu bilmeli ve buna göre yaşamalıyız. Ruh ve beden sağlığımız buna bağlıdır. Sizi sinirlendiren, strese sokan durumların neler olduğunu düşünün ve bunlarla bir sonraki karşılaşmanızda nasıl tepki verebileceğini düşünüp kendinizi hazırlayın.</p>
<p>Stresli Durumlarda Tüketebileceğiniz Yiyecekler</p>
<p>Özellikle A,C ve E vitaminleri oldukça yararlıdır. Havuç, kavun, brokoli, brüksel lahanası, ıspanak, domates ve kurutulmuş meyveler gibi yiyecekler tüketmeye özen gösterin.</p>
<p>B vitamini merkezi sinir sistemini güçlendirir ve yatıştırıcı bir etkisi vardır. B vitamini, bira mayasında, avokado, lahana, tahıllar, bezelye ve benzeri yiyeceklerde bulunur.</p>
<p>Minerallari de unutmamalıyız. Magnezyum, potasyum ve kalsiyum en temel minerallerdendir. Meyve ve sebzelerde bulunan bu minerallerin en dikkat çekeni stresle başa çıkmadaki yardımcı rolüyle magnezyumdur..Kocaeli Aile Danışmanlık merkezimizde her türlü soru sorun ve görüşleriniz için sizleri bekliyoruz.</p>
<p><strong>KOCAELİ İRTİBAT BİLGİLERİ</strong></p>
<p><strong>SABİT TEL NO           : 262/3321841</strong></p>
<p><strong>CEP TEL NO               : 530/7997341</strong></p>
<p>UNUTMAYIN Kİ EN DEĞERLİ SİZSİNİZ, SİZİNRUH SAĞLIĞINIZ, BEDEN SAĞLIĞINIZ İYİ OLMAZSA ÇEVRENİZEDE VE AİLENİZE DE İYİ GELEMEZSİNİZ. KENDİNİZİ SEVİN , KENDİNİZİ KORUYUN.</p>
<p>AİLE DANIŞMANI : EMİNE AVCI</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>Çocuğun yemek yememesi ne zaman sorun olur?</strong></p>
<p>Ciddi kilo kayıpları, halsizlik,dikkat dağınıklığı, çocukta baş ağrıları, cilt renginde değişim gibi gözle görülür sonuçlar ortaya çıkarsa acilen bir doktor desteği gerekmektedir. Ancak bedensel hiç bir sorun yoksa, buna rağmen yemek yemeden kaçıyor ,size bu durum eziyet haline geliyor ve kafanıza takılıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz. Besleme, yemek yeme keyif verici olmalıdır. Eğer çocuğunuza bu durum işkence gibi geliyorsa yemek yemeden kaçacaktır. Fazla ısrar ve endişe çocuğu ürkütebilir. Çocuk dirençsel olarak  bir tepki verecektir. Ve yemeklerden kaçmaya başlayacaktır.</p>
<p><strong>Anne – Baba olarak ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Bizler ebeveyn olarak neler yapmamalıyız öncelikle bunu bilmek gerekmektedir. Bunlar; Israr,Rüşvet ve Ceza.</p>
<p>Her ne kadar zorlansak da çocuğa ısrar etmememiz gerekmektedir.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Evinizde paketlenmiş ve tokluk hissi oluşturacak hiç bir gıda malzemesi bulundurulmaması gerekmektedir.Yemeği reddeden çocukla tartışma içerisine girmeyin. Çocuk elbette ki açıkacaktır. Aç olduğunu söylediği an da yemeğini hazırlayın ( sağlıklı, sevdiği yiyecekler) .</p>
<p>Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasında ebeveynlerin tutarlılığı ve doğru örnek olmaları önemlidir. Örneğin, yemek saatlerinde bütün aile bireylerinin sofrada birlikte oturması büyük önem taşımaktadır. Anne ya da baba yemek seçici ise veya yemek sırasında çocuk üstüne dökmemesi, etrafa sıçratmaması için sürekli uyarılıyorsa olumlu alışkanlıklar geliştirmesi zorlaşacaktır. Yararlı besinleri yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmesi, bu gıdaların daha çekici olmasını önlemek açısından yasaklanması da uygun değildir.</p>
<p>Vitamin ve mineraller sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazlarındandır. Eksiklikleri, vücutta farklı hastalık ve bozukluklara sebep olmaktadır. Vitaminler için temel kaynaklar sebze ve meyvelerdir. Mineraller ise yapıcı ve düzenleyici göreve sahiptir. Çocuklar için en önemli mineraller kalsiyum ve demirdir. Kalsiyum ve demiri sağlayan süt ürünleri, kuru yemişler, yeşil yapraklı sebzeler ile et diğer mineral ihtiyaçlarını da karşılamak için yeterli olacaktır. Bu yaşlarda kalsiyum ihtiyacının karşılanması için günde en az 2 bardak süt içilmesi sağlanmalıdır.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Beslenmede günlük öğünlerden en temel olanı kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücut ve beyin güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir.</p>
<p>Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ana ve ara öğünlerin tüketilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalıdır. Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır. Ara öğünlerde tüketilmesi için çocukların beslenme çantalarına taze ve kuru meyveler, kuru yemişler, süt, evde yapılmış kek, poğaça gibi yiyecekler konmalıdır. Asitli içecekler, çikolata, hazır kekler, şekerlemeler, cips gibi yağlı ve tuzlu atıştırmalıkların sağlık üzerine etkileri anlatılıp, sürekli tüketiminin alışkanlık haline gelmesi önlenmelidir.</p>
<p>Öğle öğününde fast food olarak adlandırılan hamburger, patates, kola gibi hızlı gıdalar yerine kırmızı et veya beyaz et ile yapılmış sebze ya da bakliyat yemekleri, çorba, pilav, makarna ile meyve çeşitleri tüketmek çok daha besleyici olur. Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunması sebebi ile sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli pastaların tercih edilmesi gerekir.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Çocuklarda sağlıklı büyümenin sağlanması için her besin grubundan mutlaka alınmalıdır.</p>
<p>Öğün atlanmamalıdır. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Yapılan çalışmalarda okul başarısıyla ilişkisi belirlenmiştir.</p>
<p>Günlük en az 500 ml süt veya süt ürünü tüketilmelidir. Özellikle evde yapılmış yoğurt tercih edilmelidir.</p>
<p>Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği tercih edilmelidir. Posa içeriği yüksek ve glisemik indeksi daha düşüktür. Aynı şekilde pirinç pilavı yerine bulgur pilavı tercih edilmelidir.</p>
<p>Margarin yerine zeytinyağı ve tereyağı tercih edilmelidir.</p>
<p>Balık tüketimi arttırılmalıdır.</p>
<p>Yumurta protein yönünden çok zengindir ve mutlaka tüketilmelidir.</p>
<p>Taze meyve- sebze tüketimi arttırılmalıdır. Meyve sadece suyu yerine, posasıyla tüketilmelidir.</p>
<p>Abur cubur tüketimi mutlaka engellenmelidir. Sağlıklı atıştırmalık olarak kuru meyveler, hurma ve kuru yemiş kullanılabilir.</p>
<p>Demir eksikliğine bağlı, kansızlığı engellemek için demir içeriği yüksek gıdalar tüketilmelidir. Demir içeren gıdalar, demir emilimini engelleyen gıdalarla beraber tüketilmemelidir. Çay, unlu gıdalar, süt ve süt ürünleri bağırsaklarda demir emilimini azaltacağı için beraber tüketilmemelidir. C vitamini içeriği yüksek olan meyveler, demir içeriği yüksek gıdalarla beraber tüketilebilir.</p>
<p>Şeker tüketimi azaltılmalıdır. Sütlü tatlılar tercih edilebilir. Şeker içeriği yüksek olan kola, gazlı içecekler ve hazır meyve suyu tüketilmemelidir.</p>
<p>Fast food tarzı besinler engellenmelidir.</p>
<p>Katkı maddeli yiyecekler tüketilmemelidir.</p>
<p>Tuz tüketimi azaltılmalıdır. Günlük en fazla 6 gr tuz tüketimine izin verilebilir. İyotlu tuz tercih edilmelidir.</p>
<p>Çocuklar güvenilir yerlerden ve güvenilir markaları tüketmesi adına bilinçlendirilmelidir.</p>
<p>Çocuklarda beslenme düzenlenmesinin yanında kilo takibi mutlaka yapılmalıdır. Bilgisayar ve televizyon kullanımının artmasıyla fazlalaşan hareketsiz hayat tarzı tüm dünyada obezitenin artışına sebep olmuştur. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen vakit kısıtlanarak spora ayrılan süre arttırılmalıdır.</p>
<p>Sağlıklı beslenmeyi sağlamak için aile ve öğretmen iletişim içinde olmalı, kantinde satılan yiyecekler mutlaka denetlenmelidir.</p>
<p>Ancak çocuğumuzun sürekli yanında olup onu denetleyemeyeceğimiz için ev içinde ona örnek olarak eğitime başlayabiliriz. Kısıtlamaları neden yaptığımızı açıkça anlatmalı ve zararlı yiyeceklerin yerine onlara alternatif olacak sağlıklı seçenekler sunmalıyız.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>ÇOCUK GELİŞİMİ İÇİN ÇOK YEMESİ DEĞİL , SAĞLIKLI VE  DENGELİ BESLENMESİ GEREKİR.</strong></p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Çocukların sağlıklı olması için tek etkenin beslenme olmadığını, sevgiye de ihtiyaç duyduklarını bilmek gerekir. Başkalarının yanında ‘ benim çocuğum hiç yemek yemez ‘ gibi cümleler kurmamaya özen gösterin. Sofra hazırlarken tabak bardak gibi konularda fikir vermesine izin verin.</p>
<p>Çocuğunuzu hiç bir konuda yetersiz hissettirmeyin. Onu her zaman destekleyin.</p>
<p>Eğer siz çocuğunuzu sürekli uyarır ve onaylamazsanız çocuk kendini değersiz hissederek dış dünyaya da kapatır. Zaman zaman yemek yemek istemeyebilir. Hayattan keyif almayabilir. Bu yüzden de çocuğunuza karşı ilk vermeniz gereken şey, besinden önce sevgidir. Sevildiğini bilen mutlu bir aile ortamında yaşayan çocuk hiç bir zaman kendini ötekileştirmez. Çocuğa saygı duymalı ve her zaman desteklenmelidir..Kocaeli Aile Danışmanlık merkezimizde her türlü soru sorun ve görüşleriniz için sizleri bekliyoruz.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/stres/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlik</title>
		<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/ergenlik/</link>
		<comments>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/ergenlik/#comments_reply</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Apr 2019 09:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/?p=5857</guid>
		<description><![CDATA[KOCAELİ ERGENLİK SÜRECİNE GİRMİŞ ÇOCUĞUMUZ  BİZDEN NE BEKLER? Ergenlik dönemi, fiziksel ve duygusal süreçlerin yol açtığı cinsel ve psikososyal olgunlaşma ile başlayan, bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı bir dönemdir. Bu dönem duygusal dalgalanmaların ve iniş çıkışların yaşandığı bir dönemdir.&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="wpb_text_column wpb_content_element vc_custom_1547545524885">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>KOCAELİ ERGENLİK SÜRECİNE GİRMİŞ ÇOCUĞUMUZ  BİZDEN NE BEKLER?</strong></p>
<p>Ergenlik dönemi, fiziksel ve duygusal süreçlerin yol açtığı cinsel ve psikososyal olgunlaşma ile başlayan, bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı bir dönemdir. Bu dönem duygusal dalgalanmaların ve iniş çıkışların yaşandığı bir dönemdir.</p>
<p>“Odama girme!”, “Karışma!”, “Senin zamanını unut anne!” , “Offff senin nasihatlerin günümüzde geçerli değil.”… En iyi onlar yapıyor, en doğruyu onlar biliyor… Bu cümleler ergen çocuğu olan annelere tanıdık gelebilir. Egolarının çok yüksek ama bir o kadar da çok kırılgan oldukları bu dönemde, ergenle iletişim hiç de kolay değil.</p>
<p><strong>Kocaeli Ergen Duygularının Genel Özellikleri:</strong></p>
<p>Ergenlik dönemindeki duygusal tepkilerde genel ortak özellikler vardır. Bunun yanında ergen, her insan gibi çeşitli yaşlarda ve farklı durumlarda değişik duygular hissedebilir. Değişen yaşla çevresel koşulların ve uyaranların değişmesi ile hoşlanma ve hoşlanmama duyguları ile duygularını ifade biçimleri değişir.</p>
<p>Çocukluk dönemi ile ergenlik dönemi arasında duygusal yönden en belirgin fark çocuklar öfke, kızgınlık ve sevinç gibi duygularını daha açık davranışlarla ve anında ifade eder, buna karşılık ergenlikte bu duygular daha fazla gizlenip maskelenir. Ergenlikte genel olarak kızların erkeklerden daha önce duygusal olgunluğa ulaştıkları söylenebilir. Aynı yaştaki iki farklı cinsiyetteki ergenin kız olanı erkeğe göre muhtemelen daha heyecan dengesine sahip ve duygularını kontrol etme bakımından daha olgundur.</p>
<p>Bir ergen yetişkinlerin dünyasından çok daha iyi bir dünyayı kendisi için kurmak ister.</p>
<p>Ergenler, kendilerine ait bir dünya görüşünün olmasına izin verilmesini isterler.</p>
<p>Yaptıkları sosyal etkinliklerin ailesi ve çevresi tarafından desteklenmesini isterler.</p>
<p>Ailesinin, kendisini istemediği ortamlara sokmamasını ve buna zorlamamasını isterler.</p>
<p>Arkadaşlarını kendisi seçmek ve bundan sorgulanmamak isterler.</p>
<p>Yetenek ve becerilerini geliştirmeleri için fırsat verilmesini, buna sabır gösterilmesini isterler.</p>
<p>İlgi duyduğu şeylere ve isteklerine destek olunmasını isterler.</p>
<p>Kendisine ailesinin bir uzantısıymış gibi davranılmamasını talep ederler.</p>
<p>Kendi uyarılarına ve şikayetlerine kulak verilmesini isterler.</p>
<p>Kendisinden daha başarılı olan kişilerle kıyaslanmak istemezler.</p>
<p>Kendisinden fazla ilgi beklenmemesini, ailesinin her şeyi onunla yapmak istemesini istemezler.</p>
<p>Çeşitli sebeplerle aile üyeleri birbirlerinden uzak kendi dünyalarında yaşamaya başlayabilir. Bu kısır döngünün kırılması için anne–babanın evi, neşe verici bir mekân haline getirmeleri çok önemlidir. Bunun için ailece yenen yemek, tatlı meyve vb. esnasında sohbetlerin olumlu etkisi olduğu gibi evde birlikte oynanan oyunlar, belli aralıklarla yapılan ailece güzel kararların alındığı, sorunların saygı ve sevgi çerçevesinde tartışıldığı aile toplantıları, aile üyelerini birbirine duygusal olarak yaklaştırır. Sanatsal faaliyetler, bir enstrüman(Çalgı aleti) çalma, hikaye, fıkra anlatma, şiir okuma vb. de yararlıdır. Genç, bir yandan sosyal ilişkilerinde başarılı olup arkadaş ortamından hoşlanırken, bir yandan da evinde de mutlu olarak dengeyi sağlamayı başarır. Bu faaliyetlerde sadece anne veya sadece babayla değil, anne ve babayla birlikte olunması önemlidir.</p>
<p>Ailesiyle iletişimleri iyi olmayan gençler sürekli sorumluluklarının hatırlatılmasından ve eleştirilmekten şikâyet etmektedirler. Ergenlik çağındaki gençler elbette zaman zaman nasihate de ihtiyaç duyarlar. Gencin olumsuz hareketleri ihmal edilmemeli; fakat toleranslı davranılmalıdır. Aynı zamanda sorumluluklar verilip yerine getirdikçe takdir edilmesi ve bu ölçüde haklar verilmesi teşvik edici ve geliştirici olmaktadır. Ergenlik çağındaki gençler duyguca yoğun oldukları bir dönemden geçerken heyecanlarını ve davranışlarını kontrol etmeyi yetişkinleri örnek alarak öğrenir. Genç kendisine karşı ölçülü olunduğu takdirde ölçülü olmayı başarabilir. Kendisine değer verildikçe kendine güveni artar ve daha az hata yapar. Güzel davranışları takdir ve teşvik edilen genç, nasihatleri de severek dinler.</p>
<p>Anne–babanın genci zaman zaman yorumsuz dinlemesi hem onun duygularını anlamasını kolaylaştırır, hem de arkadaşlarıyla, öğretmenleri ile karşılaştığı sorunları anlamasını, çevresini tanımasını sağlar. Anne–baba gencin konuşmasında hatalı buldukları noktaları hemen tepki göstererek düzeltmeye kalkarlarsa genç bir daha kendisini anne babasına açmayacak, bu da anne babasıyla ilişkisinin gittikçe bozulmasına yol açacaktır. Aksine anne–babanın sevgi ve hoşgörüyle empati (Duygudaşlık)  göstererek dinlemesi, başka zaman da çeşitli vesilelerle uyarılarını çok fazla abartmadan yapmaları olumlu etki bırakacaktır.</p>
<p>Olumsuz bir arkadaş ortamı, ergenlik dönemindeki davranış bozuklukları ve zararlı alışkanlıkların en önemli nedenlerindendir. Bazı gençler kendilerini olumsuz ortamlarda büyük ölçüde koruyabilirken, bazı gençler daha çabuk etki altında kalırlar. Bununla beraber bütün insanlar içinde bulundukları ruh haline göre, çevrelerinden az çok etkilenirler. Bu sebeple oturulan muhit, ev, okul, dershane gibi çevrenin dikkatle seçilmesi önemlidir. Çocuk ve gençlerin olumsuz arkadaş etkisinden korunması için alternatif arkadaşlar bulmasına yardımcı olmak, bunun için aile ziyaretlerine gitmek, sosyal faaliyetlere göndermek, okul ve dershane hocalarından gencin sevdiği, kendisini yakın hissettiği aile dostları ve akrabalardan destek almak, doğrudan yönlendirmekten daha etkili olabilmektedir. Zira bilhassa lise çağında genç ailesinden çok, arkadaşlarından ve dış çevreden daha çok etkilenir.</p>
<p><strong>KOCAELİ ERGEN ÇOCUĞUNUZLA İLETİŞİM KURABİLMENİZİN 4 PÜF NOKTASI</strong></p>
<p>Eleştirmek yerine, dinleyin: Ergen çocukları eleştirmeden ve kızmadan dinleyebilmek çok kolay değil kuşkusuz. Ama siz yine de sağlıklı iletişim kurabilmek için çocuğunuzu eleştirmek ve sürekli yapması gerekenleri söylemek yerine, onu dinleyin. Bu süreçte bir sonraki cümlenizi düşünmek yerine ne dediğine ve ne demek istediğine odaklanın. Uzun cümlelerden kaçının ve konuşmanızın karşılıklı devam ettiğinden emin olun.</p>
<p>Aynı dilde konuşun, jargonlarını öğrenin: Farklı dilde konuştuğunuz takdirde, zaten ‘beni anlamıyor’ demeye fazlasıyla meyilli olan çocuğunuz, bu durumda anlaşılamadığını düşünerek iletişimi kesebilir. Dolayısıyla çocuğunuzla aynı dilde iletişim kurmaya çalışın.</p>
<p>Ortak ilgi alanları bulun, birlikte yapın: Çocuğunuzun ilgisini çekebilecek aktiviteleri keşfedin ve ona bunları birlikte yapmayı teklif edin. Örneğin ona dans veya herhangi bir spora ya da başka bir aktiviteye birlikte katılmayı önerebilirsiniz. Veya çok sevdiği bir müzik grubunun konserine, festivale birlikte gitmeyi teklif edebilirsiniz.</p>
<p>Teknolojiyi yakından takip edin: Devir teknoloji devri. Tabii ki çocuğunuz kadar teknolojiyle içli dışlı olmanız zor ve gerekli de değil. Ama en azından gençlerin sıkça kullandıkları selfie – Instagram, Facebook, Twitter, Play Station oyunları gibi başlıklar konusunda bilgi sahibi olun. Bu çocuğunuza bir adım daha yakınlaşmanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Ergenlik dönemi bireyin hayatındaki en riskli dönüm noktalarından biridir. Bu dönemde çocuk çok fazla değişim (bedensel, ruhsal, sosyal, zihinsel alanda) yaşar. Bu değişimlerin birey üzerinde son halini alması, ergenden ergene farklılık arz eder.</p>
<p>Bu dönemin çalkantılarının yoğun olmaması için, özellikle ebeveynlerin çocukları ile çatışmaya girmemeleri ve onlara değer verip saygı duymaları gerekir. Ergenlik dönemi 20 yaşına kadar sürer diyebiliriz. Tabii yaş ile birlikte yoğunluğu azalabilir; ancak genellikle bu dönem 20 yaşına kadar sürer. Her geçen zaman ergenlerin sorunları farklılaşmaktadır. Bu sebeple ebeveynler “biz de ergen olduk, ama hiç böyle davranmadık” diye düşünüp çocuklarını suçlamamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir ergenlik sonrası, karakteri oturmuş saygın ve başarılı bireyler oluşur. Bunun için ebeveynlerin derin bir sabır ve çocuklarını anlamaları için empati (Duygudaşlık) gücüne ihtiyaçları vardır..Kocaeli Aile Danışmanlık merkezimizde her türlü soru sorun ve görüşleriniz için sizleri bekliyoruz.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>Çocuğun yemek yememesi ne zaman sorun olur?</strong></p>
<p>Ciddi kilo kayıpları, halsizlik,dikkat dağınıklığı, çocukta baş ağrıları, cilt renginde değişim gibi gözle görülür sonuçlar ortaya çıkarsa acilen bir doktor desteği gerekmektedir. Ancak bedensel hiç bir sorun yoksa, buna rağmen yemek yemeden kaçıyor ,size bu durum eziyet haline geliyor ve kafanıza takılıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz. Besleme, yemek yeme keyif verici olmalıdır. Eğer çocuğunuza bu durum işkence gibi geliyorsa yemek yemeden kaçacaktır. Fazla ısrar ve endişe çocuğu ürkütebilir. Çocuk dirençsel olarak  bir tepki verecektir. Ve yemeklerden kaçmaya başlayacaktır.</p>
<p><strong>Anne – Baba olarak ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Bizler ebeveyn olarak neler yapmamalıyız öncelikle bunu bilmek gerekmektedir. Bunlar; Israr,Rüşvet ve Ceza.</p>
<p>Her ne kadar zorlansak da çocuğa ısrar etmememiz gerekmektedir.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Evinizde paketlenmiş ve tokluk hissi oluşturacak hiç bir gıda malzemesi bulundurulmaması gerekmektedir.Yemeği reddeden çocukla tartışma içerisine girmeyin. Çocuk elbette ki açıkacaktır. Aç olduğunu söylediği an da yemeğini hazırlayın ( sağlıklı, sevdiği yiyecekler) .</p>
<p>Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasında ebeveynlerin tutarlılığı ve doğru örnek olmaları önemlidir. Örneğin, yemek saatlerinde bütün aile bireylerinin sofrada birlikte oturması büyük önem taşımaktadır. Anne ya da baba yemek seçici ise veya yemek sırasında çocuk üstüne dökmemesi, etrafa sıçratmaması için sürekli uyarılıyorsa olumlu alışkanlıklar geliştirmesi zorlaşacaktır. Yararlı besinleri yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmesi, bu gıdaların daha çekici olmasını önlemek açısından yasaklanması da uygun değildir.</p>
<p>Vitamin ve mineraller sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazlarındandır. Eksiklikleri, vücutta farklı hastalık ve bozukluklara sebep olmaktadır. Vitaminler için temel kaynaklar sebze ve meyvelerdir. Mineraller ise yapıcı ve düzenleyici göreve sahiptir. Çocuklar için en önemli mineraller kalsiyum ve demirdir. Kalsiyum ve demiri sağlayan süt ürünleri, kuru yemişler, yeşil yapraklı sebzeler ile et diğer mineral ihtiyaçlarını da karşılamak için yeterli olacaktır. Bu yaşlarda kalsiyum ihtiyacının karşılanması için günde en az 2 bardak süt içilmesi sağlanmalıdır.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Beslenmede günlük öğünlerden en temel olanı kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücut ve beyin güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir.</p>
<p>Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ana ve ara öğünlerin tüketilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalıdır. Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır. Ara öğünlerde tüketilmesi için çocukların beslenme çantalarına taze ve kuru meyveler, kuru yemişler, süt, evde yapılmış kek, poğaça gibi yiyecekler konmalıdır. Asitli içecekler, çikolata, hazır kekler, şekerlemeler, cips gibi yağlı ve tuzlu atıştırmalıkların sağlık üzerine etkileri anlatılıp, sürekli tüketiminin alışkanlık haline gelmesi önlenmelidir.</p>
<p>Öğle öğününde fast food olarak adlandırılan hamburger, patates, kola gibi hızlı gıdalar yerine kırmızı et veya beyaz et ile yapılmış sebze ya da bakliyat yemekleri, çorba, pilav, makarna ile meyve çeşitleri tüketmek çok daha besleyici olur. Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunması sebebi ile sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli pastaların tercih edilmesi gerekir.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Çocuklarda sağlıklı büyümenin sağlanması için her besin grubundan mutlaka alınmalıdır.</p>
<p>Öğün atlanmamalıdır. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Yapılan çalışmalarda okul başarısıyla ilişkisi belirlenmiştir.</p>
<p>Günlük en az 500 ml süt veya süt ürünü tüketilmelidir. Özellikle evde yapılmış yoğurt tercih edilmelidir.</p>
<p>Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği tercih edilmelidir. Posa içeriği yüksek ve glisemik indeksi daha düşüktür. Aynı şekilde pirinç pilavı yerine bulgur pilavı tercih edilmelidir.</p>
<p>Margarin yerine zeytinyağı ve tereyağı tercih edilmelidir.</p>
<p>Balık tüketimi arttırılmalıdır.</p>
<p>Yumurta protein yönünden çok zengindir ve mutlaka tüketilmelidir.</p>
<p>Taze meyve- sebze tüketimi arttırılmalıdır. Meyve sadece suyu yerine, posasıyla tüketilmelidir.</p>
<p>Abur cubur tüketimi mutlaka engellenmelidir. Sağlıklı atıştırmalık olarak kuru meyveler, hurma ve kuru yemiş kullanılabilir.</p>
<p>Demir eksikliğine bağlı, kansızlığı engellemek için demir içeriği yüksek gıdalar tüketilmelidir. Demir içeren gıdalar, demir emilimini engelleyen gıdalarla beraber tüketilmemelidir. Çay, unlu gıdalar, süt ve süt ürünleri bağırsaklarda demir emilimini azaltacağı için beraber tüketilmemelidir. C vitamini içeriği yüksek olan meyveler, demir içeriği yüksek gıdalarla beraber tüketilebilir.</p>
<p>Şeker tüketimi azaltılmalıdır. Sütlü tatlılar tercih edilebilir. Şeker içeriği yüksek olan kola, gazlı içecekler ve hazır meyve suyu tüketilmemelidir.</p>
<p>Fast food tarzı besinler engellenmelidir.</p>
<p>Katkı maddeli yiyecekler tüketilmemelidir.</p>
<p>Tuz tüketimi azaltılmalıdır. Günlük en fazla 6 gr tuz tüketimine izin verilebilir. İyotlu tuz tercih edilmelidir.</p>
<p>Çocuklar güvenilir yerlerden ve güvenilir markaları tüketmesi adına bilinçlendirilmelidir.</p>
<p>Çocuklarda beslenme düzenlenmesinin yanında kilo takibi mutlaka yapılmalıdır. Bilgisayar ve televizyon kullanımının artmasıyla fazlalaşan hareketsiz hayat tarzı tüm dünyada obezitenin artışına sebep olmuştur. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen vakit kısıtlanarak spora ayrılan süre arttırılmalıdır.</p>
<p>Sağlıklı beslenmeyi sağlamak için aile ve öğretmen iletişim içinde olmalı, kantinde satılan yiyecekler mutlaka denetlenmelidir.</p>
<p>Ancak çocuğumuzun sürekli yanında olup onu denetleyemeyeceğimiz için ev içinde ona örnek olarak eğitime başlayabiliriz. Kısıtlamaları neden yaptığımızı açıkça anlatmalı ve zararlı yiyeceklerin yerine onlara alternatif olacak sağlıklı seçenekler sunmalıyız.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>ÇOCUK GELİŞİMİ İÇİN ÇOK YEMESİ DEĞİL , SAĞLIKLI VE  DENGELİ BESLENMESİ GEREKİR.</strong></p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Çocukların sağlıklı olması için tek etkenin beslenme olmadığını, sevgiye de ihtiyaç duyduklarını bilmek gerekir. Başkalarının yanında ‘ benim çocuğum hiç yemek yemez ‘ gibi cümleler kurmamaya özen gösterin. Sofra hazırlarken tabak bardak gibi konularda fikir vermesine izin verin.</p>
<p>Çocuğunuzu hiç bir konuda yetersiz hissettirmeyin. Onu her zaman destekleyin.</p>
<p>Eğer siz çocuğunuzu sürekli uyarır ve onaylamazsanız çocuk kendini değersiz hissederek dış dünyaya da kapatır. Zaman zaman yemek yemek istemeyebilir. Hayattan keyif almayabilir. Bu yüzden de çocuğunuza karşı ilk vermeniz gereken şey, besinden önce sevgidir. Sevildiğini bilen mutlu bir aile ortamında yaşayan çocuk hiç bir zaman kendini ötekileştirmez. Çocuğa saygı duymalı ve her zaman desteklenmelidir..Kocaeli Aile Danışmanlık merkezimizde her türlü soru sorun ve görüşleriniz için sizleri bekliyoruz.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/ergenlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik</title>
		<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/evlilik/</link>
		<comments>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/evlilik/#comments_reply</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Apr 2019 09:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/?p=5853</guid>
		<description><![CDATA[ZAMANLA EŞLER NEDEN BİRBİRİNDEN UZAKLAŞIYOR? Kimse boşanmayı düşünerek evlenmiyor. Uzun yıllar evli kalmayı hayal ediyor ama birçok çift birkaç yıl sonra şikayetlere başlıyor. “Evliliğim sıradanlaştı”, “Aşk bitti”, “İlk günlerin heyecanı, özlemi kalmadı”, “Aslında birbirimizi seviyoruz ama eski muhabbetimiz yok, birbirimizi&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>ZAMANLA EŞLER NEDEN BİRBİRİNDEN UZAKLAŞIYOR?</p>
<p>Kimse boşanmayı düşünerek evlenmiyor. Uzun yıllar evli kalmayı hayal ediyor ama birçok çift birkaç yıl sonra şikayetlere başlıyor. “Evliliğim sıradanlaştı”, “Aşk bitti”, “İlk günlerin heyecanı, özlemi kalmadı”, “Aslında birbirimizi seviyoruz ama eski muhabbetimiz yok, birbirimizi sürekli eleştiriyoruz”, “Çok sık tartışıyoruz, birbirimize karşı daha gergin ve daha az toleranslıyız”, “Evliliği beceremiyoruz” diye şikâyet edebilirsiniz. Etrafınızda onlarca kişi boşanırken, siz anne ve babalarınız gibi uzun ve mutlu bir evlilik yapabilecek misiniz, yoksa bir hayalin peşinde mi koşuyorsunuz?</p>
<p>Ayrı hayatlar sürdürmek evliliklerin bozulmasının en önemli nedenlerinden biri. Aynı evin içinde, erkek ayrı, kadın ayrı hayat yaşamaya başlıyor. Biri bir odada, diğeri başka odada TV seyrediyor. Her ikisi de kendi arkadaşlarıyla eğleniyor. Ayrı yataklarda hatta ayrı odalarda yatanlar bile var. Bu durum, birbirlerinden sadece fiziksel değil, duygusal olarak da uzaklaşmalarına yol açıyor.</p>
<p>Kişilerin birbirine hayranlığının azalması önemli problemlerden biri. Hayranlık bir ilişkinin devamı için gerekli olan en önemli element. Uzun evliliklerde eşler hâlâ birbirine hayran. Sevdiğiniz kişinin sadece görünüşüne, davranışlarına değil, onun hayatını nasıl yaşadığına hayran olduğunuzda ona karşı sevginiz hiç bir zaman bitmez. Tanıştığınız ilk günleri hatırlayın; birbirinize söylediğiniz o güzel sözleri, iltifatları. Eğer karşınızdaki kişiye tümüyle, insan olarak hayran değilseniz, ilişkiyi sürdürmek çok zorlaşır. Ona hayran olmadığınızda birlikte olmak acı vermeye başlar. Karşınızdaki de bunu hisseder. Size sıradan biriymiş gibi davranan, hiç ilgi göstermeyen bir kişinin yanında olmayı mı tercih edersiniz yoksa size hayran olan, güzel sözleriyle sizi şımartan kişinin yanında mı? Sizi beğenen kişinin yanında olmak sizi daha mutlu etmez mi? Hatta kendinizi daha da fazla beğendirmek, karşınızdaki kişinin size olan hayranlığını sürdürebilmek için çaba gösterirsiniz, motivasyonunuz, hayat enerjiniz artar.</p>
<p>Aldatmaların nedeni bu mu?</p>
<p>Çoğu kaçamaklardan, aldatmalardan alınan heyecanının nedeni de budur; şımartılmak, güzel, yakışıklı hissetmek ve beğenilmek. Kişiler kendilerine sormalı; hayranlığınız tamamıyla bitti mi, yoksa hâlâ hayran olduğunuz birkaç şey sayabilir misiniz? Beğenmediğiniz özellikleri neler? Resmin bütününe baktığınızda bu beğenmediğiniz özellikleri ile onu olduğu gibi kabul edebiliyor musunuz? Çünkü onu olduğu gibi, tümüyle kabul edemezseniz, onu hep değiştirmeye çalışırsınız, bu da gerginliklerin artmasına neden olur. İlişkilerde sorunların ortaya çıkma nedeni çoğunlukla ‘heyecanın kalmaması’ değil, hayranlığın, birbirini olduğu gibi kabulün, saygının kalmaması.</p>
<p>İletişim problemi yaşanıyorsa!</p>
<p>İletişim problemleri evliklerin uzun sürmesini engelleyen en önemli faktörlerden biri. Çiftler birbirlerini dinlerken bir çok hatalar yapıyor bu da çatışmaların artmasına ve iletişim problemlerine neden oluyor. Örneğin, her hangi bir sohbet sırasında bile sürekli olarak haklı olduğunu ispatlamaya çalışıyor. İçten içe ‘Ben haklıyım, o haksız’ diye düşündüğünüzde, bütün enerjinizi kendi haklılığınızı ispatlamak için kullanırsınız. Bu durumda, karşınızdakinin ne söylediğine veya ne hissettiğine dikkat etmemiz çok zor olur. Diğer bir hata da karşınızdakini suçlamak. ‘Hepsi senin suçun’ veya ‘senin yüzünden böyle oldu’ gibi cümleler, karşımızdakini dinleyip anlama önünde önemli bir engeldir. Suçlamanın karşıtı, savunma. Bazıları da ‘kendimi her ne pahasına olursa olsun korumalıyım’ şeklinde düşünür ve böyle bir düşünce içindeyken, söylenenleri duymak ve değişik bakış açılarını fark etmek epey zorlaşır. Kendisini savunmaya odaklanmış kişi, bazen sadece kendini korumak için tartışmayı sürdürür.</p>
<p>Ya bencillikler?</p>
<p>Bencillik de evliliklerin bozulmasına ciddi bir faktördür. Çoğu insan evlilik içinde zamanla bencilleşiyor. Birbirinizin ihtiyaçlarını gözetmediğinizde, kendi ihtiyaçlarınızı hep daha fazla önemsediğinizde veya kendi isteklerinizi karşınızdakine diretmeye çalıştığınızda, eşiniz ihmal edilmiş hisseder. Bir süre sonra  herkes kendi ihtiyaçlarını giderme telaşına düşer ve bu bir yarışa döner. Bir bakarsınız kendinizi şöyle tartışmalar içinde bulursunuz: ‘Sen daha fazla uyudun, ben daha az uyudum; sen daha çok kendine zaman ayırdın, ben ayıramadım; sen çocukla daha az zaman geçiriyorsun, ben daha çok vs.’</p>
<p>Eşlerin birbirlerine olan ihtiyaçlar da azalıyor mu zamanla?</p>
<p>İhtiyaçlarının giderilmemesi kişinin bir süre sonra eşine karşı güvensizlik, hayal kırıklığı, kızgınlık, kin gibi olumsuz duyguları yaşamasına neden olur. Erkeğin ve kadının birbirine ihtiyacı olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz. Her ikisinin de yakınlığa, arkadaşlığa, muhabbete, cinsel beraberliğe, aile kurmaya, kendini güvende hissetmeye, destek almaya, paylaşmaya, ilgi görmeye ve sevilmeğe ihtiyacı var. Evlenmek bu ihtiyaçları karşılamayı garanti altına almanın bir yolu. Ne zaman bu ihtiyaçlar karşılanmıyorsa işte o zaman evliklerde, ilişkilerde problemler ortaya çıkmaya başlıyor. Bir çok eş şöyle şikâyet eder: ‘Benim iyiliğimi düşündüğüne artık inanmıyorum’. Eve gelince herkes kendi derdine düşüyor, herkes kendini düşünüyor. Ne o benle ilgileniyor, ne ben onunla. İlişkimizin ilk zamanlarında birbirimizin gözünün içine bakardık, ikimiz de birbirimizi mutlu etmek için uğraşırdık,  eve gelince ‘Sen yorulma ben yaparım’ derdik. Şimdi ‘ben yorgunum sen yap’ diye kavga ediyoruz. Oysa şımartılmak, ilgi, sevgi görmek en büyük ihtiyaç, insan bunun için evlenmez mi?</p>
<p>Beraber zaman geçirin: İlişkinizde dostluğa, arkadaşlığa, muhabbete önem verin. Ortak zaman geçirme, paylaşma çok önemli. Ama birbirinize nefes alacak alan da verin. Ne çok kopuk, ne de çok bağımlı olmak mutlu bir beraberlik için sağlıklı değil.</p>
<p>İhtiyaçlarınızı dile getirin: Vericilik ve empati her türlü ilişkinin ilacı. Özlediklerinizin, ihtiyaçlarınızın listesini yapıp ona şöyle diyebilirsiniz: ‘Bunlar benim ihtiyaçlarım, bunların çoğunu eskiden bana yapardın ve o zamanlar ikimiz de çok daha mutluyduk. Senin ihtiyaçların neler? Sen de onların bir listesini yapıp bana verir misin?’</p>
<p>Hayranlıklarınızı hatırlayın: Birbirinizi niye seçtiğinizi ve sevdiğinizi hatırlayın. Hatta bunu hem kendinize hem de eşinize hatırlatın.</p>
<p>Ailelere çok da yakın olmayın: Anne, baba ve kardeşlerle geçirdiğiniz zaman, eşinize ve çocuğunuza ayırdığınız zamanlarda dengeli olun. Onlardan tamamıyla kopmanız gerekmez, sadece artık ayrı bir aileniz olduğunuzu hatırlayarak yeni ailenize  odaklanın.</p>
<p>Doğru iletişim kurun: Anlaşamadığınız konuları çözmeye çalışırken, konuya odaklanın. Birbirinizi eleştirmekten, alay etmekten, aşağılamaktan kaçının. Çatışmaların ve kızgınlıkların her ailede olması doğal. Önemli olan olumsuz duygularınızı ifade edebileceğiniz güvenli bir ortam sağlamaktır. Tartışmalarınızda kimin haklı olduğu veya kimin kazanacağı asıl amaç haline gelirse, ikiniz de kaybedersiniz. Probleminizi çözmek için seçtiğiniz yolların doğru olup olmadığını anlamaya çalışın. Evliliği bozan çatışma veya fikir ayrılığı değil, yönetme biçimidir.</p>
<p>Romantizmi canlı tutun: Baş başa yemeğe çıkın, el ele yürüyüş yapın, beraber film seyredin, dans edin, birbirinize mektup yazın, çiçek alın.</p>
<p>Anne-baba olduğunuzda, karı-koca olmayı da sürdürün: Bebeğin aileye girişindeki etkiyi beraber göğüslemeli ve paylaşmalısınız. Anne-baba olmanın getirdiği sorumluluklar ve rolleri yerine getirirken evlilikteki duygusal alış verişin sürmesini sağlamalısınız. Birbirinize zaman ayırmalı, çocuk dışında baş başa olabileceğiniz aktiviteler yapmalı, ilişkinizin büyüsünü korumalısınız.</p>
<p>Krizleri yönetmeyi öğrenin: Her krizin, evliliği yıkma potansiyeli olduğu gibi, evliliği güçlendirme potansiyeli de var.Zorluklara, acılara beraber göğüs gererek ilişkinizi güçlendirmelisiniz. Bunun için doğru iletişim, destek, özveri, empati gerekli.</p>
<p>Cinsel yaşamınızı canlı tutun ve koruyun: İş stresi, aile sorumlulukları, psikolojik veya fizyolojik problemler önce cinsel hayatı etkiler. Bunun farkında olup, dış etkenlerin cinsel hayatınızı olumsuz etkilemesine izin vermeyin. Cinsel hayatınızda problemler var ise mutlaka çözmek için girişimde bulunun, gerekirse yardım alın. Problemi görmemezlikten gelmeyin, yok saymayın. Mutlu ve uzun bir evlilik için mutlu bir cinsel hayat gereklidir.</p>
<p>ÖZÜR DİLEMEYİ BİLİN</p>
<p>“Karşılıklı anlayış, saygı ile 10 yıl geçtikten sonra evlilikte bağlılık oluyor. Ufak tefek tartışmalarda insanın kendisini frenlemesi gerekiyor. Eşi iyi seçmeli. Evlenmek iyi, ama evlililk müessesini uzun yaşatmak daha da önemli. Onun problemi olunca ortaklaşa çözmek gerekir. Eşlerin birbirine baskı kurmaması gerekir. Övmek de güzel bir şey. Samimi olacaksın. En önemlisi evine bağlı olacaksın. Eşini kendinin bir parçası olarak göreceksin. Özür dilemeyi de bilmek gerekiyor.”</p>
<p>Nasıl ki yağmurun yağabilmesi için önce yeryüzündeki suyun buharlaşarak bulutlarda su kütleleri oluşturması gerekir. Ve nasıl ki bebek önce anne karnında, dışarıda yaşamını devam ettirebilecek fonksiyonları kazanır. Kişilerin de doğru iletişimi oluşturabilmesi için önce dinlemesi gerekir.</p>
<p>KONUŞURKEN &#8216;AMA&#8217; SİLAHINA SARILMAYIN!</p>
<p>Bir İlişkinin Sürmesi İçin Neye İhtiyaç Vardır?</p>
<p>Çiftlerin birbirlerine destek olmalarında, yardımlaşmalarında, mutluluklarında ve belki de ailenin oluşmasında aşk-sevgi en önemli itici güçlerden biri olmasına karşılık ilişkinin temel yapısını sevgi belirlemez. Kişisel özellikler ve beceriler ilişkinin sürmesi ve gelişmesi için en önemli belirleyicidir. Mutlu bir ilişki için belirleyici olan kişisel özellikler: sadakat, duyarlık, cömertlik, saygı, bağlılık, sorumluluk, güvenirliktir. Eşlerin birbiriyle yardımlaşmaya, uzlaşmaya birlikte kararlar alarak uygulamaya gereksinimleri vardır. Eşler birbirlerine karşı esnek kabullenici ve bağışlayıcı olmak zorundadırlar. Birbilerinin hatalarına, eksiklerine ve özelliklerine karşı hoşgörülü olmaları gerekir. Bu özellikler zamanla beslendikçe, ilişki gelişir ve olgunlaşır.</p>
<p>Çiftler sıklıkla kendi ilişkilerinin dışındaki diğer insanlara nasıl uyum sağlanacağı konusunda (örneğin iş hayatı gibi) usta olmasına rağmen, çok az insan yakın bir ilişkiye o ilişkiyi mutlu kılacak temel birtakım bilgilerle &#8211; veya teknik becerilerle- girer. Yakın ilişkiye giren insanlar nasıl birlikte karar alınacağını veya eşin verdiği mesajların &#8220;şifrelerin&#8221; nasıl çözüleceğini sıklıkla bilmiyorlardır. Evin tavanı aktığında belki onun nasıl onarılacağını bilen çiftler, iş aralarındaki sevginin günden güne azalması olduğunda ne yapacaklarını bilemezler.</p>
<p>Evlilik hatta birlikte yaşam, yaşamdaki diğer ilişkilerden farklıdır. Bir çift uzun süreli bir ilişkiyi amaçlayarak birlikte yaşamaya başladığında birbirleriyle ilgili belli beklentiler duymaya başlarlar. İlişkinin yoğunluğu, yıllardır uyuya kalmış; koşulsuz- şartsız sevgi, sadakat ve destek özlemlerinin canlanmasına yol açar. Ve eşler ya açık olarak sözleriyle (evlilik törenin de olduğu gibi) ya da dolaylı olarak eylemleriyle birbirlerinden bu derin ihtiyaçlarının karşılanmasını  beklerler. Eşlerin yaptıkları şeyler ne olursa olsun kendiliğinden bu arzular ve beklentilerden köken alan anlamlar taşırlar.Kocaeli Aile Danışmanlık merkezimizde her türlü soru sorun ve görüşleriniz için sizleri bekliyoruz.</p>
<p>İyi bir evlilik için iyi bir iletişim şarttır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/evlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Yeme Bozukluğu</title>
		<link>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/cocuklarda-yeme-bozuklugu/</link>
		<comments>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/cocuklarda-yeme-bozuklugu/#comments_reply</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Apr 2019 08:43:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/?p=5844</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUKLAR NEDEN YEMEK YEMEK İSTEMEZ? Günümüz ebeveynlerinin en sıkıntı duyduğu konulardan biri de çocuktaki iştahsızlık problemidir. Carlos Gonzales bu konuda şöyle söyler; ‘İştahsızlık, bir çocuğun yedikleri ile ailesinin ondan yemesini bekledikleri arasındaki denge sorunudur’. Bazen durum bundan ibaret olabiliyor. Bazen&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="wpb_text_column wpb_content_element vc_custom_1547295915612">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>ÇOCUKLAR NEDEN YEMEK YEMEK İSTEMEZ?</strong></p>
<p>Günümüz ebeveynlerinin en sıkıntı duyduğu konulardan biri de çocuktaki iştahsızlık problemidir. Carlos Gonzales bu konuda şöyle söyler; ‘İştahsızlık, bir çocuğun yedikleri ile ailesinin ondan yemesini bekledikleri arasındaki denge sorunudur’. Bazen durum bundan ibaret olabiliyor. Bazen de ciddi anlamda yeme bozukluğu olduğunu tesbit ediyoruz.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>Çocuğun yemek yememesi ne zaman sorun olur?</strong></p>
<p>Ciddi kilo kayıpları, halsizlik,dikkat dağınıklığı, çocukta baş ağrıları, cilt renginde değişim gibi gözle görülür sonuçlar ortaya çıkarsa acilen bir doktor desteği gerekmektedir. Ancak bedensel hiç bir sorun yoksa, buna rağmen yemek yemeden kaçıyor ,size bu durum eziyet haline geliyor ve kafanıza takılıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz. Besleme, yemek yeme keyif verici olmalıdır. Eğer çocuğunuza bu durum işkence gibi geliyorsa yemek yemeden kaçacaktır. Fazla ısrar ve endişe çocuğu ürkütebilir. Çocuk dirençsel olarak  bir tepki verecektir. Ve yemeklerden kaçmaya başlayacaktır.</p>
<p><strong>Anne – Baba olarak ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Bizler ebeveyn olarak neler yapmamalıyız öncelikle bunu bilmek gerekmektedir. Bunlar; Israr,Rüşvet ve Ceza.</p>
<p>Her ne kadar zorlansak da çocuğa ısrar etmememiz gerekmektedir.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Evinizde paketlenmiş ve tokluk hissi oluşturacak hiç bir gıda malzemesi bulundurulmaması gerekmektedir.Yemeği reddeden çocukla tartışma içerisine girmeyin. Çocuk elbette ki açıkacaktır. Aç olduğunu söylediği an da yemeğini hazırlayın ( sağlıklı, sevdiği yiyecekler) .</p>
<p>Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasında ebeveynlerin tutarlılığı ve doğru örnek olmaları önemlidir. Örneğin, yemek saatlerinde bütün aile bireylerinin sofrada birlikte oturması büyük önem taşımaktadır. Anne ya da baba yemek seçici ise veya yemek sırasında çocuk üstüne dökmemesi, etrafa sıçratmaması için sürekli uyarılıyorsa olumlu alışkanlıklar geliştirmesi zorlaşacaktır. Yararlı besinleri yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmesi, bu gıdaların daha çekici olmasını önlemek açısından yasaklanması da uygun değildir.</p>
<p>Vitamin ve mineraller sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazlarındandır. Eksiklikleri, vücutta farklı hastalık ve bozukluklara sebep olmaktadır. Vitaminler için temel kaynaklar sebze ve meyvelerdir. Mineraller ise yapıcı ve düzenleyici göreve sahiptir. Çocuklar için en önemli mineraller kalsiyum ve demirdir. Kalsiyum ve demiri sağlayan süt ürünleri, kuru yemişler, yeşil yapraklı sebzeler ile et diğer mineral ihtiyaçlarını da karşılamak için yeterli olacaktır. Bu yaşlarda kalsiyum ihtiyacının karşılanması için günde en az 2 bardak süt içilmesi sağlanmalıdır.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Beslenmede günlük öğünlerden en temel olanı kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücut ve beyin güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir.</p>
<p>Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ana ve ara öğünlerin tüketilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalıdır. Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır. Ara öğünlerde tüketilmesi için çocukların beslenme çantalarına taze ve kuru meyveler, kuru yemişler, süt, evde yapılmış kek, poğaça gibi yiyecekler konmalıdır. Asitli içecekler, çikolata, hazır kekler, şekerlemeler, cips gibi yağlı ve tuzlu atıştırmalıkların sağlık üzerine etkileri anlatılıp, sürekli tüketiminin alışkanlık haline gelmesi önlenmelidir.</p>
<p>Öğle öğününde fast food olarak adlandırılan hamburger, patates, kola gibi hızlı gıdalar yerine kırmızı et veya beyaz et ile yapılmış sebze ya da bakliyat yemekleri, çorba, pilav, makarna ile meyve çeşitleri tüketmek çok daha besleyici olur. Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunması sebebi ile sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli pastaların tercih edilmesi gerekir.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Çocuklarda sağlıklı büyümenin sağlanması için her besin grubundan mutlaka alınmalıdır.</p>
<p>Öğün atlanmamalıdır. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Yapılan çalışmalarda okul başarısıyla ilişkisi belirlenmiştir.</p>
<p>Günlük en az 500 ml süt veya süt ürünü tüketilmelidir. Özellikle evde yapılmış yoğurt tercih edilmelidir.</p>
<p>Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği tercih edilmelidir. Posa içeriği yüksek ve glisemik indeksi daha düşüktür. Aynı şekilde pirinç pilavı yerine bulgur pilavı tercih edilmelidir.</p>
<p>Margarin yerine zeytinyağı ve tereyağı tercih edilmelidir.</p>
<p>Balık tüketimi arttırılmalıdır.</p>
<p>Yumurta protein yönünden çok zengindir ve mutlaka tüketilmelidir.</p>
<p>Taze meyve- sebze tüketimi arttırılmalıdır. Meyve sadece suyu yerine, posasıyla tüketilmelidir.</p>
<p>Abur cubur tüketimi mutlaka engellenmelidir. Sağlıklı atıştırmalık olarak kuru meyveler, hurma ve kuru yemiş kullanılabilir.</p>
<p>Demir eksikliğine bağlı, kansızlığı engellemek için demir içeriği yüksek gıdalar tüketilmelidir. Demir içeren gıdalar, demir emilimini engelleyen gıdalarla beraber tüketilmemelidir. Çay, unlu gıdalar, süt ve süt ürünleri bağırsaklarda demir emilimini azaltacağı için beraber tüketilmemelidir. C vitamini içeriği yüksek olan meyveler, demir içeriği yüksek gıdalarla beraber tüketilebilir.</p>
<p>Şeker tüketimi azaltılmalıdır. Sütlü tatlılar tercih edilebilir. Şeker içeriği yüksek olan kola, gazlı içecekler ve hazır meyve suyu tüketilmemelidir.</p>
<p>Fast food tarzı besinler engellenmelidir.</p>
<p>Katkı maddeli yiyecekler tüketilmemelidir.</p>
<p>Tuz tüketimi azaltılmalıdır. Günlük en fazla 6 gr tuz tüketimine izin verilebilir. İyotlu tuz tercih edilmelidir.</p>
<p>Çocuklar güvenilir yerlerden ve güvenilir markaları tüketmesi adına bilinçlendirilmelidir.</p>
<p>Çocuklarda beslenme düzenlenmesinin yanında kilo takibi mutlaka yapılmalıdır. Bilgisayar ve televizyon kullanımının artmasıyla fazlalaşan hareketsiz hayat tarzı tüm dünyada obezitenin artışına sebep olmuştur. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen vakit kısıtlanarak spora ayrılan süre arttırılmalıdır.</p>
<p>Sağlıklı beslenmeyi sağlamak için aile ve öğretmen iletişim içinde olmalı, kantinde satılan yiyecekler mutlaka denetlenmelidir.</p>
<p>Ancak çocuğumuzun sürekli yanında olup onu denetleyemeyeceğimiz için ev içinde ona örnek olarak eğitime başlayabiliriz. Kısıtlamaları neden yaptığımızı açıkça anlatmalı ve zararlı yiyeceklerin yerine onlara alternatif olacak sağlıklı seçenekler sunmalıyız.</p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p><strong>ÇOCUK GELİŞİMİ İÇİN ÇOK YEMESİ DEĞİL , SAĞLIKLI VE  DENGELİ BESLENMESİ GEREKİR.</strong></p>
</div>
</div>
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper">
<p>Çocukların sağlıklı olması için tek etkenin beslenme olmadığını, sevgiye de ihtiyaç duyduklarını bilmek gerekir. Başkalarının yanında ‘ benim çocuğum hiç yemek yemez ‘ gibi cümleler kurmamaya özen gösterin. Sofra hazırlarken tabak bardak gibi konularda fikir vermesine izin verin.</p>
<p>Çocuğunuzu hiç bir konuda yetersiz hissettirmeyin. Onu her zaman destekleyin.</p>
<p>Eğer siz çocuğunuzu sürekli uyarır ve onaylamazsanız çocuk kendini değersiz hissederek dış dünyaya da kapatır. Zaman zaman yemek yemek istemeyebilir. Hayattan keyif almayabilir. Bu yüzden de çocuğunuza karşı ilk vermeniz gereken şey, besinden önce sevgidir. Sevildiğini bilen mutlu bir aile ortamında yaşayan çocuk hiç bir zaman kendini ötekileştirmez. Çocuğa saygı duymalı ve her zaman desteklenmelidir..Kocaeli Aile Danışmanlık merkezimizde her türlü soru sorun ve görüşleriniz için sizleri bekliyoruz.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kocaeli.aileevlilikpsikologu.com/makale/cocuklarda-yeme-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
